Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

                                                

 

            Her Anadolu insanının başından çeşitli hikâyeler geçmiştir. Bu nedenle bazen ahbaplarımıza sorarım senin başından geçen enteresan bir olay var mı diye.

            İşte bu olay da Kezban Ablamızın başından geçmiş.

            “Erzincan’ın Yardere köyü, Kemah’ın. Orada bizim bahçeler vardı. Bir gün gittim kumlara (bahçe) hayvan yüklemeye. Katıra odun yüklerken aniden bir yılan önüme dikildi. Püsküllerini kaldırdı sanki bana hikâye anlatıyor gibi, bir şeyler söyleyecek gibi. Adımımı atacağım kaçmak için ama beni bırakmıyor. Ayağa kalkmış bana bakıyor. Önümden çekilmiyor, beni serbest bırakmıyor.

            Hey Cenabı Allahım, beni bu dertten kurtar ! diye bağırıyorum. İki defa üst üste bunu söylüyorum. Allaha yalvardıktan sonra yılan çözüldü gitti. Katıra bindim ve akşama eve vardım. Eve telgraf gelmiş. Eşim Sivas Kangal’da kiralık ev bulmuş. Çocukları al da gel, diyor. Her şeyimi hazırladım. Gittim. Sivas Kangal’da hiçbir şey yok. Ev bomboş. Eşimin dört tane arkadaşı eve geldi. Bana, ceviz getir, dediler. Ama kap kacak yok. Cevizi nereye koyacağım. Gittim, mutfakta ağladım. Bereket arkadaşlar dört tane ufak tencere getirmişler hediye olarak, onların içine koydum, ikram ettim.

            Sonra düşündüm, düşündüm. Yılan bana dosttu. Dikildi, kafasını kaldırdı. Nereye gitsem bırakmıyor. Ben Allaha yalvarınca çözüldü gitti. Biz de şehre taşındık, iş bulduk. Çok yoksulduk köyde.

            Bu olay beni çok etkiledi. Yılan kocaman bir yılandı, uzun. Bizim memlekette su çoktur. Böyle yerlerde yoncalar da yılanlar da çok olur. Yoncaları yuvarlarken içinde yılanı da yuvarlarız görmeden. İneklere vermek için kuruturuz yoncaları. Yoncaları sırtımıza alırken içinden bazen yılanları da sırtlar götürürüz. Bir gün merek (dam) in içine yoncayı boşaltırken yılan ortaya çıkıverdi. Kaynım da şaka olsun diye kapıyı örtmesin mi, çok korktum. Yılan bir şey yapmadı. Yılanları çok severim.

            Yardere köyünde doğdum ben. Fasulyesi, cevizi, elması, bulguru, buğdayı, peyniri, yağı önemlidir. Domates, biber, salatalık toplarken yılan << fııııışşşştttt! >> deyip çıkıp gider.”

            Kezban Abla zorluk çekmesine rağmen köyünü çok özlemiş. Aydın’da oturuyor şimdi. Ancak köyü gözünün önüne geldiğinde hep o önüne dikilen yılanı düşünüyor.

            “Onun sayesinde hayatım kurtuldu. Yılan düşman değil insana. Dost, dost. Yılana dokunursan, yılan da dokunur sana. Dokunmazsan hiçbir şey yapmaz.

            Unun içinde elma saklardık köyde. Bozulmazdı elmalar. Ambarların içi un doluydu. Unun içinden elmayı çıkarır çıkarır yerdik. Gece kalkar hamur yoğururduk. Akşama kadar ekin biçerdik. Hiç yorulma bilmezdik.”.

            İşte Kezban Abla da bir Anadolu kadını. Az çok hayatın kahrını çekmiş. Köy hayatını sık sık aklına getiriyor. Yılanları hiç unutamıyor. İnsan küçüklüğünü hiç unutabilir mi? Mesela siz doğup büyüdüğünüz evi, mahallenizi, okuduğunuz okulu, çarşınızı, bağınızı, bahçenizi, tarlanızı, köyünüzü, şehrinizi, annenizi, babanızı, kardeşlerinizi, akrabalarınızı, sülâlenizi, arkadaşlarınızı, öğretmenlerinizi, sevgilinizi, kedilerinizi, köpeklerinizi, sokağınızı, caddenizi unutabilir misiniz? Başınızdan geçen olayları unutabilir misiniz?

            Hayatımız hatıralarımızdan, öykülerimizden ibarettir.

Görüntülenme Sayısı: 422

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları