Kuşadası Haberleri

YAVUZ AKGÜN - Gazeteci / Yazar

 

                                              

 

 

            Hiç düşündünüz mü? Size, sizi olduğunuz gibi yansıtan kaç kişi var hayatınızda? Ya da böyle biri yaşamınızdan hiç geçti mi? Hayatın boy aynasında, durup bir an baktığınızda; en yakınlarınızı da bu oyuna dâhil ederek üstelik... Kaç kişide gerçek yansımanızı görebildiniz? Ya da göremediniz mi? O resim, aslında sizin değil de onların var ettiği bir başka 'siz'in, 'siz'lerin yansıması mı çoğunlukla...?

            İletişim kurduğumuz insanların, yaşamı paylaştığımız herkesin algılayabildiği kadar bir gerçeklik yansıyor; bizden yaşamlarımıza. Ve bizimki gibi kültürlerde, insanlar gölgeli tarafların, bir başka deyişle hatalı tarafların altını çizmeyi bir psikolojik üstünlük kurma biçimi sayma eğilimindeler ne yazık ki. Kendi gölgeli taraflarıyla yüzleşemeyip, benzer yansımalardan duydukları bilinçaltı rahatsızlıklar nedeniyle, kuvvetle muhtemeldir ki.

 

            Anneler ve babalar sözgelimi, yetişkinler genel adıyla da; kendi bilinçaltlarında halının altına süpürülmüş kaygılar, korkular ve gölgeli tarafları çocuklar(ın)a yükleme eğilimindedirler. Bunun istisnasına rastlamak pek sık bulunur bir şey değildir... Anlamsız bir erkek egemen(!) kültürün baskın olduğu yöreler, çevreler, ailelerde 'baba' figürleri söz gelimi, kendi düzenleyemedikleri bilinçaltlarının baskısıyla (orada açıklıkla ehlileşmemiş, eğitilmemiş cinsel algıların baskısından söz edilebilir...) henüz çocukluk çağında, ilk gençliğinde ya da ilerleyen yaşlarda, çocuklarına ve ne yazıktır ki daha da çok kız çocuklarına, yapılmamış hatalar icat etmeye bayılırlar. Aslında kendilerini yansıtırlar.. Görmesini bilene...

            Toplum da şayet büyük bir aynaysa, toplumsal bilinçaltımızın da çok sağlıklı olduğundan bahsetmek zor. Orada düzenlenmesi gereken çok fazla odacık, atılması gereken çok fazla çürümüş, kapağı pas tutmuş sandık var. Ve bunu yapmaya bireylerden başlamak gerek. Beyinleri şekillendiren, çoğu işe yaramaz kalıplardan. Akla ve mutluluğa hizmet etmeyen, nice geleneklerden. Empati denilen kavramın anlamını çözemeden içini boşaltmayı da başarabilmiş bir toplumuz biz... Ve bizi yönetmesi için seçtiğimiz liderler, zihinler bir ayna... Derinlemesine bir bakışla orada çok fazla ayrıntıyı yakalamak olası. Ürettiğimiz ya da üretemediğimiz değerler, 'sanat'ın genel kalitesi söz gelimi güçlü birer ayna...

            Sizin kendi boy aynanızda, siz nasıl görünüyorsunuz peki? Size uzak biri gibi mi? Hep olmasına çalıştığınız biri gibi mi? Anneler, babalar, kardeşler, dostlar, iş arkadaşları, akrabalar, toplum... iyi yanlarınızı, en şeffaf ya da en ayrıcalıklı, en parlak  yanlarınızı görmeye ve göstermeye meyilli aynalar mı?

            Size cesaret katan, iyi yanlarınızın altını çizerek, onları çoğaltma şevki katan, sizi aydınlık ve daha az aydınlık taraflarınızla olduğunuz gibi... sizi incitme, yaralama, kanatma hevesi olmaksızın yansıtan insanları biriktirmeyi öğrenmek başlı başına bir var olabilme savaşıdır belki? Egolarımız, bir anlamda sahte benliklerimizden arındıkça, o kontrolsüzce her şeyi yakmaya hazır ateşi kontrol edebildiğimiz oranda maskesiz ve gerçek olabiliriz. Kendi iç dünyamızda, duru bir resim elde edene kadar uğraşmalı. Bizi bize yanlış, olduğumuzdan daha eksik ya da fazla... gösteren o yanıltıcı ve belki de hesaplı yansımalardan da uzak durmalı. Ruh sağlığımız, yaşam mutluluğumuz ve bütünlüğümüz için.

 

Görüntülenme Sayısı: 574

YAVUZ AKGÜN - Gazeteci / Yazar Yazarın Diğer Yazıları