Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

                                                        

 

            Kitap Kurdu ile bir yandan sohbet ediyor bir yandan da ısmarladığı çayı yudumluyorduk.

-Bana “Sevgi” den bahseder misin, diye sordum. Gözlerini uzaklara daldırdı:

            -Sevgi, insanın başkasını kendisinde bulmasıdır. Sevginin özünde bilme, anlama, başkalarını yürekten tanıma vardır. Bir boşluğun doğuşu, bir yokluğun varlığa dönüşü, bir eksikliğin giderilişidir sevgi. İnsanın kendi üzerinde başkasıyla bütünleşmesi, sevginin en belirgin özelliğidir. Sevgi bir yandan doğal, bir yandan da eğitim ile kazanılan, insanın özünü oluşturan, davranışlarını biçimlendiren, köklü bir eğilimdir. Onun doğal yanı içgüdüye, insanın etine kanına bağlıdır denebilir. Bu sevgi doğal ortamda bulunan, yakınlık kurulmuş, ilgi duyulmuş, birlikte yaşanmış varlıklara bağlantı içinde ortaya çıkar. Bunun okumakla, öğretimle pek ilgisi yoktur. Çok okumuş bir annenin çocuklarına çok, az okumuş bir annenin az sevgi duyacağı ileri sürülemez. Eğitim, öğretim sevgiyi geliştirir, besler, daha anlamlı kılar. Ancak eğitimin hangi türü, hangi biçimi olursa olsun böyle bir sevgiyi yaratamaz. Sevgi, insan varlığının özünü anlamlandıran, onun oluşmasını sağlayan en önemli duygudur.

            Seni sevenleri düşün. En başta annen ile babanı. Onlar seni hep ve her zaman sever. Bunu hep söyler ve sana yaşatırlar. Sen de bu yaşadıklarından dolayı onlara inanırsın. Ama bazı zamanlar olur ki, sevgilerinden endişe duyarsın. Bu zamanlar senin üzüldüğün hatta öfkelendiğin zamanlardır. Çünkü, sevgi güven demektir. Bu zamanlarda kendini güvensiz hissedersin. Bunun nedeni, onların sevgisine ihtiyaç duyduğunu bilmendir. Ama anne ve babanın sana verdiklerini anlamaya çalışmaz, bu yüzden de başaramazsın. Sana verdikleri sevgi, şefkat ve merhamet olduğu kadar ceza da vardır. Endişenin kaynağı burada başlar. Bu endişenin özünde, senin onlardan daha çok, daha fazla şeyler bekliyor olmandır. İşte sevgi öyle bir şeydir ki, her zaman anlayamadığımız, içinde bir gizemin saklı olduğu bir duygudur.

            Korku içinde olma..! Gücünü, enerjini onunla mücadelede tüketme, harcama. Duvar örme etrafına korkudan korunmak için. Korku çürümüş sevgidir. İçindeki sevgiyi büyüt, yücelt. Sevgiyi yaşat içinde. İçindeki sevgiyi ne kadar yüceltirsen, korkuyu o kadar yok edersin. Korku senin düşmanındır, sevgi ise, o düşmana karşı kullanacağın en güçlü silahtır. “Korku, çürümüş bir sevgi, sevgi yüceltilmiş bir korku” dur. Sevgi büyüktür, yücedir. İçinde sevgi olmayan yoksundur, yoksuldur.

            Sevgi ve zekâ dolu olduğun, korkmadığın takdirde “iyilik” sana gelir.

            -“İyilik” nedir Kitap Kurdu?

            -“İyi” olmanın ne anlama geldiğini biliyor musun? İyilik, sadece toplumun veya anne ve babanın söylediklerini yapmak değildir. İyilik başka bir şeydir. Eğer korkuyorsan iyi olamazsın. Toplumun isteklerini yerine getirerek saygın biri olabilirsin. Anne ve babanın isteklerini yerine getirerek iyi bir çocuk olursun. Sonra da toplum sana bir çiçek verir ve ne kadar iyi bir insan olduğunu söyler. Ve sen bir saygınlık kazanmış olursun. Fakat sadece saygın olmak iyi olmak demek değildir. İyilik nedir ki? Karşılığı beklenerek yapılana iyilik diyebilir misin? Tanımadığın birine iyilik yapmanı engelleyen bir şey var mı? Yoksa tanımadığın insanlar tanıdıklarından daha mı az yardıma ihtiyaç duyarlar? Kendisine sadece iyilik yaptığın için yanında olan senin arkadaşın mıdır? Bu, içten pazarlığın bir tezahürü olamaz mı?

            Karşılıksız iyilik diye bir kavram yoktur. İyilik zaten “karşılıksız kazandırma” dır. “Ters dönmüş kaplumbağayı çevirmektir” bir iyilik. Ama kaplumbağadan bir karşılık beklemediğin için değil, kaplumbağanın yeniden yürümesini ve yaşamına devam etmesini kazandırdığın içindir. İyilik insanın doğasına ters düşen, aykırı olan olaylar zinciridir. Toplumsal paylaşımın gereği her insan çevresindeki insanlara her zaman ihtiyaç duyar. Kendi başımıza yaşayabilmeyi öğrenmek için bile başkalarına ihtiyaç duyarız. Başkalarına ihtiyaç duymak kötü bir şey midir? Peki ya çocuklar ve hastalar?

            İyilik, anlam aranarak yapılmaması gereken, yalnızca içten gelen bir saflık duygusunun davranışa yansıması, hayata anlam katmasıdır. “Adalet akıldan doğar, ama iyilik bilgelikten gelir.” Güç ile gösterişin derin uyumsuzluğudur. Yanında güç olmadığı sürece bazen tek başına bir işe yaramaz.

            Yaptığım bir iyilik sen yaptığın için mi iyiliktir? Yoksa iyi olduğu için mi sen yaparsın?

            -Biraz da “Zekâ” konusunda aydınlatabilir misin Kitap Kurdu dostum?

            -Zekâ, düşünebilme ve sorunlara çözüm üretebilme yeteneğidir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük özelliktir. Düşünebilme yeteneği zekânın getirdiği bir sonuçtur. İnsanlara düşense bu yeteneği sezgi ve gerçekler ile harmanlayabilmektir. Zekâ, öğrenebilme ve yorumlama yeteneğidir. Bir olayı anlama, ilişkileri kavrama, yargılamayı açıklayarak çözme yeteneğidir.  Bir sporcunun spor yaparak kaslarını geliştirmesi ya da bir dansçının pratik yaparak hareketlerini sağlaması gibi, sendeki mevcut potansiyelin yeterli çevrelerle çevresel uyarılarla beslenmesi ile oluşur.

            -“Sezgi”den bahsettin az önce Kitap Kurdu, konuyu biraz açar mısın?

            -Sezgi…Sezen, sezdiğini bilip değerlendiren bir varlıktır insan. Sezgi, bir içe doğuştur. Üzerinde çalışılan bir konunun, çözüm bekleyen bir sorunun birdenbire bilinç ışığında aydınlanmasıdır. Başka bir deyişle sorunun beklenen süreden önce çözülmesidir. Bir birikim vardır sezgide, ışığa yönelen, aydınlığa çıkmak isteyen bir akılcı birikim. Bu da çözümü istene konu üzerinde bir ilgi yoğunlaşmasıdır. Bilincin bütün aydınlatıcı gücünü belli bir konu üzerinde yoğunlaştırması sonucu sezgi oluşur. Bilinmeyen, üzerinde durulmayan, değişik nedenlerle bize verilmeyen bir olayla, bir sorunla ilgili sezgi de olamaz. Sezgi, önceden tahmin edilen, az çok bilinen bir ortamda beklenmeyen bir karşılaşmadır. Sezgide düşünce yeteneği kendi içinde çekilmiş, bağımsız bir atılımla konuya eğilmiş demektir. İnsan çoğu zaman düşünse bile sezgilerine kulak asmaz, hele hele eğer işine gelmiyorsa gerçekleri tamamen yok sayar. İşte bu yüzden düşünmek gibi bir mucizeye sahip olmasına rağmen yanlış adımlar atmaya, yani başarısızlığa mahkûmdur.

            Karanlık bir körlük, körlük ise bir yoksunluk…

            -“Körlük” nedir sevgili Kitap Kurdu?

            -Körlük, insan ruhunun karanlık tarafından istila edilmesidir. Her şeyin bir anda hiçbir şeye dönüşmesidir.

            Bir insanın doğası gereği olan bir davranıştır itaat etmek ve güçlü olanın peşinden gitmek. Aslında doğada toplu halde yaşayan tüm türlerde örneğini gördüğümüz bir davranış biçimidir. Güçlü olan yönetimi alır ve adil olup olmamak onun ahlakına kalır. Öyle görünüyor ki, insanoğlu evrimin son halkası hayvansal içgüdülerinden tamamen arınıp, sadece gelişimi düşünmeye başladığında tamamlanacaktır. Körlük öldürücü değildir, sadece tüm etik değerleri yok etmektir. Öyle bir canlı olursun ki, zalimi değil senin kadar ezilmek istemeyen diğer “seni” suçlarsın. Örneğin “kölenin en büyük düşmanı, halinden memnun olandır.”

            Körsen, yalnızlaşırsın. Görmediğin için, hareket özgürlüğünün olmaması, üzerine yüklediğin bireysel davranmaya iterken seni, illaki yakınında bulunanlara zarar veririsin. Peki ya o zarar görenlerin suçu ne? Sana yardımcı olmak istemediklerinden başka. Yok değil mi? Yok. Ne bir diğerine zarar vermek istiyorsun ne de acizliğini bir diğerinin görmesini.

            Oysa ki insan, bir yudum ışığa hasret. İstemeye istemeye bir diğerinin canını yakmaktan bile yorulmuş. Körlük, toplumsal yozlaşma ve ahlaki çürümüşlüğü, kaos ortamında insanların neler yapabileceğini, gücü ve sayıca üstünlüğü elinde bulunduranların insanları toplumu nasıl domine edişini, toplum, sistem, din, ahlak, demokrasi, adalet, özgürlük gibi kavramların altını eşeleyerek görmek ile bakmak arasındaki çizgileri gözler önüne sermektir. Ölümsüz değilsin, ölümden kaçamazsın. Hiç olmazsa kör olmaktan kaçın. Göz denen organın bizim dünyayı algılamamızı sağlamasından öte düşüncelerimizi ve duygularımızı yönlendiren, bizi hayvandan ayıran bir organ olduğunu anlamak hayatın üzerine tüneyen ancak Arif olanadır.

Görüntülenme Sayısı: 571

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları