Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

            Kitap Kurdu bir insanımızın çalışmalarına tanık oluyorum. Masamızda Atatürk’ün önem verdiği Grigoriy Petrov’un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” ve ayrıyetten Salman Khan’ın yazmış olduğu “Dünya Okulu” isimli kitap duruyor. Bu kitaplar eğitimle ilgili. Kitap Kurdu sesleniyor: Hey sen! Sen, bir gravyer peyniri misin! Dünya Okulu isimli kitabı oku!

            Dostumuz, öğrencilerin yüzde yirmisinin öğrenmeden direk üst sınıfa geçtiğini söylüyor. Tam öğrenme olmadığı için peynir fire veriyor. Ülkemizde eskiden beri Prusya eğitim sisteminin uygulandığını belirtiyor. Oysa başarılı eğitim Finlandiya, İsveç, Norveç, Portekiz gibi ülkelerde, diyor. Bana bir kitap yazdığını açıklıyor. Amacının özellikle liselilerin ayda en az üç kitap okumalarını sağlamak, en temel görevimizin bu olduğunu anlatıyor.

           -Doğru eğitimin nasıl olacağını soruyorum. Cevabı şöyle:

           - 1. Sınıf sistemi yani toplu sınıf geçme kaldırılmalıdır. Konuyu anlayan öğrenci hemen yatay olarak A,B,C,D sınıflarına geçirilmeli.

            2. Müfredat kaldırılmalı. Dayatmacı eğitim sistemi olmamalı. Öğrencinin neyi öğrenmesi değil, nasıl öğreneceği önemlidir.

            3. Yaş yediye gelmeden eğitime başlanmamalı. Finlandiya’da yedi yaş doldurulmadan eğitime başlanmaz, çünkü daha evvelki yaşlarda başarılı olunamaz, robotlar yetiştiririz.

            4. Tam öğrenme sistemi getirilmelidir. Öğrenci konuların hepsini anlamışsa bir üst sınıfa geçirilmeli.

            Kitap kurdu, yazdığı kitapta, kitap ve okuyucu arasında ortaya çıkan görüşlerini ortaya koyduğunu belirtiyor. O kadar çok şey var ki; etkileyici başlangıçlardan yoksun oldukları için acı çekiyorlar, diyor ve şöyle sesleniyor: Ey sen..! Bu sesleniş bilimsel değil, karanlıktan kurtulman için yanıttır…

            -Karanlık hakkında düşüncelerin nedir diye soruyorum. Kitap Kurdu şöyle anlatıyor:

            -Karanlık…Işıksız kalmaktır..! Üzerine ışık düşmeyen, adım attığında nereye bastığını, elini uzatsan neye dokunacağını bilmediğindir. Arttıkça büyüsü ve gizemi de artan, arttıkça korkutandır..!

            Karanlık çocukluktan beri ruhunda taşıdığındır..!  Zaman zaman hissetmek istemediğin, zaman zaman basit tavırlarla geçiştirdiğin, bazen de görmezden geldiğindir…! Bütün güvenlik hissini yok ettiğin, çaresiz kaldığın en eski korkularındır..! Seni yalnız bırakan, aydınlıktan ayıran, acımasız görünmezlik, bilinmeyendir…! Bir ışığın olmadığı, ışıktan yoksun olduğunun göstergesidir…! Karanlık, aydınlığın olması için gereken şeydir!

            Karanlığın, her zaman bir bilinmezi sakladığı düşünür, içinde bedeninin gizlenmesi ve unutulması gerektiği mesajını alarak büyür, içinde bulunduğun toplumun katı kuralları içerisinde yokmuş gibi davranmak zorunda kalan bir yetişkine dönüşürsün. Bu yüzden olsa gerek, bilmediğin ve seni korkutan pek çok şeyin sıfatı olarak kullanır oldun karanlığı. Işık, perde olur gözünde karanlığı gizlemen için. Yaşadığın normal hayatın, sana, ondaki tehdidi unutturması, gördüklerinin gerçek sanılmasına yol açan, algı ya da duygu yanılmasıdır...!

            Eğer bakmayı biliyorsan içinde sonsuz umutlar sakladığındır karanlık..!

            Gölgen senin bir varlık olduğunun da ifadesidir. Karanlık seni gölgenden bile mahrum edendir. Karanlık, ışığı değerli kılan, anlamlı kılandır. Yalnızken sokağa çıktığında yanlışlıkla içine düştüğündür. Gözlerini kapattığında en son onu görür, en çok korktuğun, en çok kaçtığın şeyle, yani kendinle karşı karşıya kalırsın. Bir mum, tutulacak bir el, gece yarısı bir dost arar ve kendi korkutucu yüzünle karşılaşırsın. Işıksızlığın, umutsuzluğun yüzeye çıktığı noktadır karanlık..!

            Unutma..! Işık, yanana kadardır karanlık. Korkmayı bırak ve saklanmaktan vazgeç..! Senin düşünmene fırsat veren aydınlığın karşıtı, düşmanıdır karanlık..! Sende anlamsız olduğu için ölmesi gereken bir parça var. Bu senin için bir fırsattır. Bunu ancak sen yaparsın. Karanlıklarına nasıl gireceğini bilmen ve oralara ışık tutman için mücadele et.

            Aydınlıktan korkma..! aydınlığa ihtiyacın var senin. Şu an aydınlığın beklediği yerdesin zaten. Karanlık terk etmen gereken bir zorunluluktur. Ki her şeyden önce hazır olmalısın.

            Karanlık ürkütür. Karanlık korkutur.

            -Bana korkudan bahset Kitap Kurdu, diyorum:

            -Zihninde taşıdığın bir uyuşturucudur korku. Bu korku herhangi bir şeyden korkmak değildir. Varlığını korumak ve sürdürmek için gerçekleşen bir tepkidir. Özgür olmaktan korkmaktır. Gelecekten, başarmaktan, mutlu olmaktan korkmaktır. Kazanmaktan, farklı olmaktan korkmaktır. “SEN” olmaktan korkmaktır. Şu ana kadar bu korkuları yaşamadın belki, belki kaçıp kurtulmayı düşündüğün korkuların oldu. Belki de bu korkuları içinde yaşamak istemedin.

            Korku, ta başından beri senin içinde olan bir şeydir. Acıktığında, susadığında, bir şeye ihtiyacın olduğunda elde edememe korkusundan dolayı ağladın. Yanan bir ışık olsun istedin korktuğun için. Senin için bir güç olduğunu bildiğin şeylere sarıldın. Çoğu zaman annene babana sığındın. Kimi zaman bir arkadaşına, kimi zaman öğretmenine sığındın. Hep korkuyla büyüdün, korku hep senin içinde oldu.

            Daha sonra korkularını sen seçtin. Bu seçiminle kendini korkacağın şeylerden uzak tutmaya çalıştın. Başardıkların olmuştur elbette, başaramadıkların da. Ama hep korkuyla yaşadın. Endişelerin, şüphelerin, üzüntülerin korkuttu seni, kapattın kendini karanlıklara. Yani korku seni hiç terk etmedi. Hep onunla yaşadın.

            Korku, seni ağına düşürür ve dünyanı giderek küçültür. Bir süre sonra da korktuğun şey yerine korkunun seni rahatsız ettiğinden yakınırsın. Akıl erdiremediğin gibi, korku duygusuyla hiçbir şey yapamazsın. Canavara dönüştürdüğün, açığa çıkartmak istemediğin bir yüzün olur. Yaşamına el koyar korku.

            Çevreyle, doğayla olan bağların kopması sonucu oluşan köklü bir çalkantıdır korku. Korkunun kaynağı duygularındır. Eskimiş düşüncelerin, inançların, geleneklerin içinde kökleşen, varlıkla yokluk arasında sarsılmaktan öteye geçmeyen bir kanıtıdır korku. Doğada korku yoktur, birbirini izleyen olaylar, birbirini etkileyen oluşumlar vardır. Yaşama olan güvenin, geleceğe inancın bittiği yerde başlar korku. Bu nedenle korku, güven yokluğu, doğaya olan inanç eksikliğidir. İnsan korkuyu bilmez, olayları bilir, görür, yaşar. Bu olaylar karşısında, olayları niteliklerine göre değişik adlar verir korkuya. Ölüm korkusu, yoksulluk korkusu, suçlanma korkusu, suçun karşılığını görme korkusu. Oysa doğada bunlardan hiçbirisi yoktur. Bir olay biter bir başkası başlar. Ancak doğadan uzak kalan, doğada, doğaya yabancı olarak yaşayan bir kimsede olur korku. Güçlü, güvenli, yaptığını ve yapacağını bilen bir kimsede korku olmaz. Düzensiz, dağınık, başıboş bir yaşayış doğurur korkuyu.

            Yaşama ortamının bulanık bir ürünüdür korku; yetişme niteliğine, toplumun inanç yapısına bağlıdır. İnsanın oluşuyla, varlığının biçimlenişi ile ilgisi yoktur. Çok bağlanılan bir nesnenin elden gideceği konusunda yoğunlaşan kaygının yükselmesi korkuya dönüşür sonunda. Bu, içten gelen bir sarsıntıdır. Kimi bilgilere göre “insanın varoluşu korkuyu da birlikte getirir” Doğru değil bu görüş. Var olmak (varlık olmak) insanın elinde değildir. İnsan evrene kendi isteğiyle gelmemiş, daha doğrusu, insan isteyerek insan olmamış yeryüzünde. Onun varlığı doğaya bağlıdır. Doğanın çizdiği doğrultuda giden bir gelişimin sonucudur insan. Bu nedenle korku doğal değildir. İnsan yaşama ortamında nasıl biçimlenmiş ise, hangi duyguların örgüsü içinde, hangi eğitim düzeyinde yetişmişse korkusu da öyledir. Korkunun özünde eğitimin boyası yansır.

            Korku, bir sorun olarak, yalnız insanda vardır. Bu da yapay bir olay olmaktan öteye geçmez. Öteki canlılarda da korku vardır. Ancak, onların korkusu doğanın sağladığı ortamda bir korunma içgüdüsü niteliğindedir, bilinçli değildir. İnsanın korkusu bilinç ile ilgilidir. İnsan bir olay karşısında duyduğu korkuyu öteki canlıların da kendi duyduğu gibi sanır. Oysa onların korkusu bir yaşama kuralıdır, atmacadan, doğandan kaçmayan serçenin, kırlangıcın ne olacağı bellidir. Onlarda korkusuzluğun ardından ölüm gelir çatar. Kurttan korkmayı bilmeyen koyunun yaşama koşulları yok olur. İnsan için öyle değildir durum. İnsanın korkusu biraz da yaşamın dışındadır, geleceğe yöneliktir. İnsan, soru sormayı bildiğinden korkuyu üzerinde durulması gereken önemli bir konu diye işler, işledikçe derinleşir, varlığının sınırlarına doğru gider, yoklukla karşılaşır. Oysa bu konuda derinleşmesi de kendi özüne aykırıdır. İnsan bile bile kuyusunu kazar. Korkuyu sorun olmaktan çıkardığında yokluk kaygısı da ortadan kalkar.

            Korku, özgürlüğün son bulduğu yerdir. Özgür olma isteğin ve talebin olmalı. Özgür olma “tutkun” olmalı. Toplum seni belli bir kalıba sokmaya çalışır, buna karşı gelmenin zor olduğunu düşünebilirsin. Çünkü korkarsın. Çevrenin senin hakkında konuşacaklarında korkarsın. Daha başka korkular içinde özgür olma isteğin olduğu halde bile korkarsın. İşte bu yüzdendir karşı koyamaman.

            Korkularınla yüzleşmelisin.”Korkmuyorum..!” demelisin. “Korku” duygudur, “sevgi” gibi. Korkunun düşmanı sevgidir. İçinde yaşadığın bu korku duygusunu ancak sevgiyle yenebilirsin. İçinde bir korku varsa sevgi güçsüz demektir.

Görüntülenme Sayısı: 509

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları