Kuşadası Haberleri

ZUHAL ÖZDEN - SENARİST

Akşamları dizi seyrediyorum. Zihnimi susturmak için. Karşısına geçip koltuktan bir farkım olmadan uzanmak hoşuma gidiyor.

 

Magazin programlarından birinde bir dedikodu duydum. Perşembe günleri izlediğim Cesur ve Güzel dizisi yayından kalkacak reytingleri düşüşe geçti diyordu.

 

İnternete girip neler oluyor diye baktım. MedyaTava raiting sonuçlarına göre böyle bir durum yok. İlk günkü gibi tüm seyirci gruplarında 1 ya da 2. Sırada yerini korumaya devam ediyor dizi.

 

Peki bu dizi yayından kalkacak haberleri nereden çıkıyor diye sordum kendime. Yapım şirketine garezleri yoksa, diziyi psikolojik saldırı değilse bu, haberin kaynağı nedir? Bilmiyorum.

 

Cesur ve Güzel dizisi başladığı zaman Kıvanç Tatlıtuğ’u seyretmek benim hoşuma gidiyordu. Adam yaşlanmış. Yaşlandıkça da daha güzel olmuş. Çocukluk arkadaşımın söylediği gibi rol arkadaşı Tuba Büyüküstün onun yanında çirkin kalıyor. Hatta kadınsı estetikliği bile sakil duruyor. Onun iyi bir oyuncu olduğunu da düşünmüyorum. Her yer de böyle mi bilmiyorum bizim buralarda bir işte başarılı olmak için o işin hakkını vermen gerekmiyor her zaman.

 

Kıvanç Tatlıtuğ’da ise yeteneğini farklı bir rollere bürünerek kanıtladı.

 

Genelde yapımcıların derdi çektikleri filmden para kazanmak olduğu için kast seçimi yaparken, oyuncunun performansıyla değil ne kadar seyirci çekeceği ile ilgili olduklarından, biz bu adamı bir de şöyle bir karaktere soyundursak acaba nasıl olur fikri hiç akıllarına gelmiyor. O yüzden oyuncunun üzerine bir karakter yapışıyor, bunun sonunda oyunculuğu bile köreliyordur.

 

Türk sineması böyle karakterle dolu.

 

Cesur ve Güzel’de beğendiğim bir başka oyuncu da Sühan’ın abisi rolündeki Erkan Avcı.

 

Ancak tüm bunlar dizinin seyredilmesi için yeterli unsular değil.

 

İlk bölümlerde hikayenin kurgusundan dolayı sevinmiş, vay be güçlü kadro, güzel mekanlar ve iyi bir hikaye, bu dizi tutar, diye düşünmüştüm. Hikaye ilerledikçe merak unsuru ortadan kalkmaya başladı. O zaman ertesi hafta seyretmek için neden de azalmaya başladı. Ve gittikçe hikaye pembe dizi moduna geçti. Hani şu gündüzleri küçümsenen kadın grubunun seyrettiği, mantığı ancak senaryonun içeriğinde geçerli olan saf kötülüğün boca edildiği pembe dizilerden biri olmaya başladı.

 

Rutinden nefret ettiğim için diziden sıkıldığımı düşündüm. Sonuna kadar dayanamayıp başka kanallara geçmeye başladım ama bunu İçeride dizisi içinde yapıyorum. Onu da ilk başladığında sevinle seyretmeye başlamıştım. Vay be güzel bir dizi daha diye.

 

Üstelik şimdi aynı gün başka kanalda yine gündem de olan isimlerden Fahriye Evcen’in başrole konduğu Ölene Kadar dizisi var. Ancak o da pek yavaş ilerliyor ve konusu bizi yorgun bırakan bir konu. Sıkıldık artık haksızlıklardan, insanların arkasından çevrilen dolaplardan. Filmin en alasını günlük hayatımızda bizi nefes aldırmayacak kadar kuşattığından belki.

 

Kendi arzumuzla düğmesine bastığımız kutunun karşısında rahat bırakılmak istiyoruz.

 

Aynı kaderi paylaşan yani zaman geçtikçe hafiften hayal kırıklığı olan bir başka senaryo da Bu Şehir Arkandan Gelecek dizisi.

 

Kerem Bursin, Gürkan Uygun gibi başarılı oyuncuların yanında Leyla Tuğutlu, Nilperi Şahinkaya gibi kadın oyuncuların azizliğine uğradı belki de hikaye. Çünkü genel kanının tersine seyirci mantar modunda bir nesne gibi ekranın karşısında transa geçip, kendi günlük yaşantısından sıyrılma derdinde olsa da, iyi performans gördü mü anlıyor.

 

İyi olanın anlaşılması için bir kıstas yoktur. Bakarsınız anlarsınız. Bunun uzman olmanıza gerek yok. Müzik gibi. Müziği sadece bu işin erbabı dinlemez ve yapmaz. Ritim kulağı olan herkes bir nesnenin başına geçer kendi müziğini yaratır, duyduğunda da durur ve onun ritmine kapılır.

 

Burada da hayalini kurabileceğiniz, güzel mekanlar, şık kadınlar var. Baş karakter Derin’in evi ince bir planla hazırlanmış mesela. Armatör babanın evinde Piri Reis’in kocaman haritası var. Önünde öfkeli diyaloglar yapılıyor. Kızı Derin’İn odasında ruh halini yansıtan tablolar şahane, ancak hikayenin eksik yanlarını kapatmıyor.

 

Hikaye yürümüyor bir türlü.

 

Belki senaristin daha başlangıçta değişmiş olması, o hikaye ruhunun yenilere geçmemesi, onlar olayı algılayana kadar geçen süre, o kafa karışıklığı hikayeye yansıyor ve seyirci uzaklaşıyor diziden.

 

Bu arada iki dizinin de senaryosu en azından hikayesi Ece yörenç’e ait.

 

Sürekli durup dinlenmeden senaryo, hikaye üreten senaristlerin yaratıcı yanının tükenmesi, doğal ve insani bir olay.

 

Eski senaristlerden aynı anda iki film senaryosu yazan insanlar varmış. Sabah kalkar yazıhanelerine gider orada daktilolarının başına oturur, hatta iki daktiloları olur, her ikisinde de birer kağıt. Birinden kalkar ötekine otururlarmış.

 

Bu senaryoyu nasıl gördüğüne, senaryo anlayışı ile ilgili bir durum.

 

Yoksa hayatın doğal akışına aykırı böyle bir olay, etrafınızda gördüğünüz algıladıklarınızı sürekli bir formda anlattığınızı düşünün.

 

Akarsınız ve bir süre sonra dolmanız gerekir.

 

Zamanla kendinizi tekrardan bile yoksun kalır adınızı bile yazamaz hale gelirsiniz.

 

Egonuz bile ters işlemeye başlar.

 

Bunca yoksunluk söyleminden sonra yine de Türk dizilerindeki sevindirici durum, devamı gelmese de iyi bir kurgu ile karşımıza çıkmış olmaları. Geçmiş hikayelerden farklı daha girift hikayelerle başlıyor diziler sonra devamı gelmiyor tekrar eski rutin alışıldık haline geri dönüyor.

 

Bunun sebebi orijinal bir dizi ya da filmden uyarlama yapmak da olabilir tabi ama ben yine böyle düşünmek istemiyor ve deve diyorum.

 

Bütün dünya birbirinin eserini devşirse de ben yine her zaman söylediğim gibi çakma bir dizi yapmanın hiç de etik olmadığını düşünüyorum.

 

Dünyada bunun yasaları, geçerliliği olması da umurumda değil.

 

Etkilenmek insan doğasında var, ama birinin yazdıklarını modifiye araba gibi değiştirip yarışa sokmak soyut şeyler için geçerli olmamalı.

 

Gün olur ben de böyle bir dizi çakar üzerine de çuvalla para kazanırsam tabi söylediklerimi afiyetle yutabilirim. İnsanım sonuçta çiğ süt emmişinden.

 

Televizyonun arkasından karşısına geçecek olursak tekrar. Seyirci gelişimini tamamlamaya devam ediyor. Çünkü internet dünyasında kendi dizilerini seyrediyor.

 

Netflix ile ilgili bir haber okudum geçen gün. Adamlar ABD televizyonları tarafından yıllarca kapı dışarı edilmişler ellerindeki işlerle. Şimdi HBO gibi devler onun yolundan gidip kendi internet kananlarını kuruyormuş. Ancak para veren seyirci potansiyeli Netflix elinde tuttuğu için işleri zormuş bu şirket devlerinin.

 

Netflix artık bizim ülkemizde de yayın yapıyor. CEO su bizim dizileri izleyip mantığını kavramaya çalıştığını söylemiş. Yerli yapımları yayınlamak için projeler alıyorlar. Hatta dev oyuncu kadrosu ile bir proje çalışması şu an sürüyor.

 

Bizim internet seyircimizin bu tarz yayınlarda çıtası televizyon seyircisinden yüksek. İnsanlar buradan kendi ilgi alanlarına göre dizi seyrediyorlar o yüzden bu projede yerli yapımların şansı ne kadar bilemiyorum.

 

Üstelik interneti haberleşmek için ve hatta haber okumak için zor zahmet, bin engelle kullanırken bu televizyon kanalları sorunsuz nasıl seyredilecek ona da kafam pek basmıyor.

 

Dünyayı döndüren iyiliğin gücüyse, insanların çoğunun eylemlerinin temelinde maddi güç yatıyor. O yüzden bakarsınız internet kanalları sayesinde su gibi akan kesintisiz bir internetimiz, sağlam kanunlarımız olur. Alan da memnun olur, kullanan da.

 

Her görüşmemiz iyiliklere vesile olsun efendim.

Görüntülenme Sayısı: 496

ZUHAL ÖZDEN - SENARİST Yazarın Diğer Yazıları