Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

                                          

 

            Söke…Aydın’ın bir ilçesi. Bereketli topraklar üzerinde kurulmuş şirin bir küçük şehir. Küçük şehir başka şey, büyük şehir başka şey, köy başka şey. Ben büyük şehir ve köy arasında kalmış küçük şehirde doğmuş, büyümüş bir insanım.

            Büyük şehir olarak bizim gözümüz İzmir’de açıldı. İzmir’le Söke arasında dağlar kadar fark var. Hâlâ daha öyle. Tabii ki Söke ile köyler arasında da dağlar kadar fark var.

            Çocukluğumuzda Söke bir çok şeyden mahrumdu. İnsanlar döner yemek için bile İzmir Kemeraltı’na, Atıf Usta’ya giderlerdi. Büyük ve yüksek binalarıyla, fuarıyla, süpermarketleriyle, vapurlarıyla, deniziyle, fabrika ve mağazalarıyla İzmir bizim için büyüleyici bir şehirdi. Söke’deki caddelerden bir araba geçtiğinde onu ilgiyle izlerdik. Hâlbuki İzmir’de arabadan geçilmezdi.

            Köylere gelince…Köyler küçük şehirlerden daha da mahrumiyet içindeydi. Doğru dürüst okul yok, elektrik yok, yol yok, televizyon yok, araba yok.

            Söke’de, evimizin terasına çıktığımda kiremitlerin üzerine oturur, Beşparmak Dağlarını ve uçsuz bucaksız Söke Ovasını seyrederdim. Ara sıra geceleri de terasa çıkar, manzarayı gözden geçirirdim. Uzaklarda köylerin ışıkları parıldardı. Orada bir köy vardı uzaklarda. Bizlere sadece ışıkları geliyordu. Köylüler orda yaşıyor, bizler de küçük şehirde yaşıyorduk. İzmir’de yaşayanların sosyal ortamı tabii ki çok daha farklıydı.

            Büyük şehirli gözüyle dünyaya bakış farklı, küçük şehirli gözüyle farklı, köylü gözüyle farklı. Tipik bir köylü kadını Hatçe Teyze anlatıyor:

            -1949 da Güdüşlü’de doğdum Koçarlı’nın. Elektrik yoktu o sıralar. Hane sayısı değişmemiştir şindi. On onbeş hane. Lâf atsalar gençlerimiz toparlanır, lâf atanı döverlerdi gençliğimde, dürüsttüler hepsi. Köyde hırsızlık yapan davulla duyurulur, çaldığı malı üzerine asıp, sokak sokak dolaştırırlardı. Şimdi bu usul kalktı, hırsızlar çoğalmıştır.

            Bizim sülale, eskiden Orta Asya’dan gelen Kırgız Türklerinden esas kökümüz. 68’ de köydeyken evlendim. Ömerbeyli köyünden Germencik’in, dört yaşında Koçarlı’nın içine göçmüşler benim adamın ailesi. Benimkiler ise doğma büyüme Güdüşlü’den.

            Her şey yetişiyor Güdüşlü’de. Buğday, pamuk, zeytin, nohut, fasulye. Ektikten sonra her şey yetişiyor. Sebze ve meyve hepsi çıkıyor.

            Evlendim ve Koçarlı’ya yerleştim. 68’den beri ordayım.

            Herkes kendi işinde kaydında Koçarlı’da. Dedikoducu bir aile olmadığımız için hiçbir şey duymadık.

            ( Hatçe Teyzelerle Kuşadası’nda bir tatil sitesinde tanışmıştım. Kardeşinin evine gelip gidiyordu yazları. Ada’ya denize girmeye, tatil yapmaya geliyorlardı. Daha sonraları Hatçe Teyzelerin düğününe gittik.)

            Hatçe Teyze anlatmaya devam ediyor:

            -Koçarlı’nın festivali olur, çam fıstığı festivali. Aylar yıllar benim için aynı geçiyor. En çok bahçeye gidip gelmek hoşuma gidiyor. Mandalinler olduğunda. Mandalinleri sulayıp geliyom.

            ( Bizim çocuklar köylerden Koçarlı’ya giderken çevreye bakıp orda bir köy var uzakta şarkısını söylüyorlar. Minibüsteki bir teyzenin çok hoşuna gidiyor ve çocuklara para veriyor.)

            -Sobaylen, odun kömürle ısınırdık eskiden. Şindi kalorifer var. Pazartesi günleri Pazar kurulur kendi sokağımızda. Festivallerde sanatkârlar gelir. Künerciler küner dağıtır. Kapalı kıymalı cevizli pidesi meşhurdur Koçarlı’nın.    

            Koçarlı’da bir normal lise var, bir de Anadolu lisesi. Üç tane de ilkokul. Beş tane camisi var. Büyük Menderes ovamızdan geçer. Menderes’i taşıran Çine Çayımız var.

            (Hatçe teyze aslında suskun bir kadın. Ağzından lâf almak çok zor. Koçarlı’dan Bağarası’na giden yolların çok kıvrımlı olduğunu söylüyorum. Çine tarafı da çok virajlı, diyor.)

            -Çine’nin 56, Koçarlı’nın 48 tane köyü var. Bizim köyden Gündüşlü aşireti geçmiş. Bir oğlu, dört kızı varmış. Kızlarını everdiği adamlardan birinin adı Halil’miş. Halilbeyli köyünün adı buradan geliyormuş. Öbürünü Ömer’e vermiş. Ömerbeyli buradan doğmuş. Diğerleri Erbeyli ve Hıdırbeyli. Koçar ise oğlunun adıymış. Ona Koçarlı’yı vermiş. Gündüşlü ise kendisininmiş…

            (Aklıma:

            Güdüşlü’nün çeşmesi

            Ne hoş olur içmesi

türküsü geliyor, bu türküyü söyleyince, yüzünde bir gülümseme meydana geliyor Hatçe Teyze’nin.)

Köylüsüyle, küçük ve büyük şehirlisiyle biz büyük bir milletiz, Türk milletiyiz.

 Ve orada bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür. Gitmesek de, orada doğmasak da, orada yaşamasak da, o köy bizim köyümüzdür.

Görüntülenme Sayısı: 420

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları