Kuşadası Haberleri

SİBEL KÖKLÜ (KLİNİK PSİKOLOG)

 

 

Obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) kişinin kontrol edemediği ve zorlayıcı, takıntılı (obsesif) düşünce ve davranışlar yaşadığı bir kaygı biçimidir. OKB bozukluğu olan kişiler kendilerini, kontrol edemedikleri bu (gereksiz) düşüncelerin, korkuların, görüntülerin ve davranışların tutsağı hissederler. Kişi bazı ritüelleri, rutinleri acil gerçekleştirme ihtiyacını hisseder(kompülsif). OKB’si olan insanlar, eylemleri ve düşünceleri kendilerinin seçtiğini ve gereksiz olduklarının bilincindedirler, fakat kendilerini durduramazlar.

 

Bu kadar huzursuzlarsa, bu davranışlardan neden vazgeçmiyorlar, gereksiz olduğunu bildikleri halde, neden bu davranışları devam ettiriyorlar diyebilirsiniz. Çünkü OKB anksiyete (korku)kaynaklı bir bozukluktur. Takıntılı eylemin yapılma amacı de bu korkuyu önlemek veya azaltmaktır. Her ne kadar takıntı kişiyi huzursuz etse de kompülsif davranışın,korku yaratan düşünceyi azalttığını düşündüğü için, devam eder. Ritüel anksiyeteyi geçici olarak durdurur. Obsesif düşünceler tekrar başladığında kişi ritüeli hemen tekrarlama ihtiyacı hisseder. Kişi bu ritüeli, rutini yapmazsa,ciddi kaygı, korku ve hatta panik ataklara neden olabilir. Obsesif-Kompülsif bozukluğu olan kişilerde, böylece ritüele dönüşmüş eylemler ve düşünceler hayatlarını yönetmeye başlar.

 

OKB'ninkişininkendi yaşamı üzerinde önemli etkileri vardır ve aynı zamanda etrafındaki ilişkileri de negatif etkiler. Başkaları onların bu takıntılarını genelde anlamaz, yargılar ve kızarlar. OKB'li kişiler çoğu zaman üzgün, kaygılı ve mutsuz görünürler, çünkü takıntılı eylemlerden kurtulmak isterler, ancak yapamazlar. Nasıl ve nereden başlayacaklarını bilmezler. Bu OKB döngüsü günden o kadar saatler alabilir ki, kişi yapması gereken işlerini yapamaz hale bile gelebilir.

 

OKB’nin nedenleri ise, çoğu psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi, tek bir faktöre bağlanamaz. Genetik bir faktör olduğuna dair araştırma sonuçları bulunmaktadır. Araştırmalara göre, serotonin adı verilen nörotransmitterin seviyesinin düşmesi ile, OKB gelişmesi arasında bir bağlantı vardır. Serotonin dengesizliğinin de ebeveynden çocuğa geçtiğine dair kanıtlar saptanmıştır. Yani OKB’nin oluşmasında, genetik bir faktör var diyebiliriz. Streptokok bakterisi ve OKB arasında da bir bağlantı kurulmuştur. Araştırmalara göre bazı kişilik yapıları da OKB’ye yatkın olabiliyor. Çabuk endişelenen veya kontrol ihtiyacı yüksek olan kişilik yapısı, OKB gelişimi için bir risk faktörü olarak belirtiliyor.

 

Bazı çevresel stres faktörleride OKB’yi tetikleyebilir. Kişide OKB varsa bu rahatsızlığı kötüleştirebilir. Bu faktörler taciz, sevilen birinin ölümü, yaşamda, iş veya okulda büyük veya ani değişikler, ilişki problemleri veya başka nedenlerden dolayı stres yaratan problemler olabilir. İlk olarak genelde çocuklukta ve gençlikte ortaya çıkan bu rahatsızlık, kadın ve erkeklerde eşit oranda görülür.

 

OKB psikoterapi yöntemleriyle tedavi edilebilir. Psikolog, psikoterapi eşliğinde ilaç tedavisine karar verebilir ve bu konuda bir psikiyatristle beraber çalışabilir. Psikoterapi yöntemleri içinde en iyi sonuçlar Bilişsel Davranış Terapisiyle elde edilmiştir. NLP teknikleri ve EMDR da etkili yöntemlerdir.

Görüntülenme Sayısı: 174

SİBEL KÖKLÜ (KLİNİK PSİKOLOG) Yazarın Diğer Yazıları