Kuşadası Bugün
Az Bulutlu
En Yüksek : 19°C
En Düşük : 7°C
Kuşadası Haberleri

SİBEL KÖKLÜ (KLİNİK PSİKOLOG)

 

Günümüzde mutlu olmaya önem veriliyor vemutsuzluğa karşı büyük bir önyargı var.



Kendini kötü, boş hisseden, ümitsiz ya da başka bir şekilde neşe dolu olmayan biriyle buluştuğumuzda, bir şeylerin yanlış olduğuna, onların “kırık” olduklarına ve onu “düzeltmek” için acilen hareket etmemiz gerektiğini düşünürüz. Onların kırıklığını onarmaya, tekrar bir araya getirmeye, yaşamlarındaki tüm pozitif şeyleri hatırlatmaya, teknikler ve tavsiyelerde bulunmaya, sadece “olumluya odaklanmalarını” önererek, herşeyin yakında daha iyi olacağını bilmelerini sağlamaya çalışarak mücadele ederiz.Veya daha da agresif bir şekilde, bu durumun “üstesinden gelmelerini”, anı yaşamalarını, onlara zarar veren kişiyi derhal affetmelerini veya hayatlarından silmeyi tavsiye ederiz. Hatta yaşadıkları acıların onlara sağladığı “fırsat” için minnettar olmalarını.

 

Bir başkasına yardım etmek, onların acısını ve zorluklarını azaltmak istemek çok doğaldır ve özenilmesi gereken bir davranıştır. Elimizdeki yetenekleri, yardım etmek için kullanmak, asil bir niyettir. Ama aynı zamanda kullandığımız stratejilerdeki ince saldırganlığı görmeye de başlayabiliriz bence. Onların o andaki hislerini ve deneyimlerini zorla terk etmeleri gerektiğine ısrar etmemiz, artık insanların mutsuz olmasına tahammül edemediğimizi gösteriyor.

 

Bence bu mutlu olma mecburiyeti, sadece olumlu zevklerin peşinde koşma ve mümkün olduğunca olumsuz duyguları önlemekveya inkâr etmek, üretkenliğimizi ve kendimize ve başkalarına olan empatimizi azaltıyor. Çünkü mutlu olmak ve mutsuz olmak birbirine bağlı olan bir madalyonun iki yüzleridir. Yani karanlık olmadan, ışık olamaz, acı çekmeden mutluluk olmaz. Zira kendi öfkemizle, gönülsüzlüğümüzle, anlam eksikliğimizle ve hayatımızdaki ‘gölgelerle’, tatlı, kıymetli ve mutlu anlarımızı birlikte yaşayamazsak, gölgemizle ışığımızı birleştiremezsek, bir bütün olamayız.

 

Mutsuz kişilere sunabileceğimiz en güzel şey, onların karanlık anlarında yanlarında oturabilmek, acılarının kendi içimizde neyin uyandırdığının bilincinde olmak ve onların zorla değişmesi, daha iyi hissetmesi veya iyileşmesi gerektiğiniortadan kaldırmak olabilir. Sadece, çözüm üretmeden, yanlarındaolabilmek. Böylece biz, herkesin kendisinin problemini çözebileceğine güvenmeyi öğrenirken, onlara saygı göstermiş oluruz.

 

İnsan duygularının bütün paletinin sağlıklı bir şekilde kullanılmasını engelleyen davranışlar, devamlı mutlu olmaya zorlayan bir kültür, gerçek duyguların inkâr edilmesine teşvik ettiği için, yapmacık davranışlar ortaya çıkarır. Mutluluk düzeyi en yüksek ülkelerde, depresif olan ve intihar eden insanların sayısının da en yüksek olduğunu görüyoruz. Bu 'mutluluk paradoksu', mutlu ve olumlu olmanın toplumsal baskısı ve standartlara uyma zorunluğu yüzünden, depresyonun da artmasını sağlıyor. Her an mutlu olmamız gerekiyor ve bunu başaramayınca kendimizi mutsuz hissediyoruz.



Yeni nesil psikologlar, negatif duyguların da bir fonksiyonu olduğunu, sadece mutluluk ve zevk peşinden koşmanın, zarar verici olduğunu savunuyorlar. Ben de onlarla aynı fikirdeyim.

Görüntülenme Sayısı: 896

SİBEL KÖKLÜ (KLİNİK PSİKOLOG) Yazarın Diğer Yazıları