Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

                           

           

            “Atalarımız Girit Adasından geldiler. Kandiya’dan,  Jeraçani köyünden.

            Mersin’e yerleşmişler. Sultan Hamid döneminde yapılan Hebilli köyünde oturmaya başlamışlar.

            Anavatanları burası olduğu için buraya göçtüler. Yunan işgalinden dolayı can, mal güvenliği kalmadığından Anadolu’ya geldiler. Dedem Arap Hasanoğlu Mustafa’dır. Çiftçilikle uğraşıyordu. Babam Haydar, o da rençperdi. Babam 34 doğumluydu. Ben Hebilli köyünde doğdum. Ben de çiftçilikle uğraşıyorum. Bir ara Mersin belediyesinde park bahçe işlerini yaptım.

            Şu anda meyvecilik, narenciye, bağ, şeftali, zeytin işleriyle haşır neşirim. Giritli olduğumuzdan zeytinle mutlaka ilgiliyiz. Önceden hayvancılık da vardı. Keçi, kuzu, koyun üretimi yapıyordum. Girit peyniri yapıp satıyorduk.

            Girit peyniri nasıl olur?

            Hayvanlardan sütünü sağdıktan sonra onu yüz derece kaynatırız. Soğumaya alırız. Normal yoğurt mayalama derecesine gelince onu oğlak kursağından yapılan mayadan peynir üretiriz. Anne sütünden başka hiçbir şey yemeden küçük oğlak on beş yirmi günlükken kesilir, kursağı alınır. Kursak keçi sütü ile doldurulur, kurumaya alınır, peynir mayalanır.  Gerçek peynir budur. Hiçbir katkı maddesi yoktur. O yöredeki Giritlilere satıyorduk. Şimdi yerliler de alıştı, herkes alıyor.

            Şimdi bağcılıkla uğraşmaya başladım. Erkenci üzüm türlerinden prima dikimi yaptım. Güneşin aldığı yer olursa toprak, o zaman üzüm erken çıkar. Turfanda satılır. Sıcak olan bölgede daha erken yetişir. Viktorya cinsi ise daha geç çıkar. Alfason da geç çıkar. Bunlardan prima cinsi siyah renk olur.

            Bu işler için yazın çok erken kalkılır. Saat on gibi, sıcakta çalışmamak için eve geri dönülür. Gölgeye çekilinir. Dinlenilir, yemek yenir. İki üç gibi tekrar çalışmaya gidilir. Bağ ilaçlanır, kazma yapılır, yapraklar alınır, su verilir, gübrelenir. Bu işlemler sezonda üç dört kez yapılır. Çiftçi adam bahçesinde kendine devamlı iş bulur.

            Toprakla uğraşmak çok güzel, zevkli bir iş ama maliyetin fazla oluşu, fiyatların girdisi yüksek olunca insanlar çalışmaktan zevk alamıyorlar. Mesela bu sene en düşük ilaç çıkmış on beş liradan otuz liraya.Mazot beş liranın üstünde. Bütün tarım girdileri yükselince ziraat zorlaşıyor. Üretici bir lira satarken, pazarlarda ürünler 5 ile 7,5 lira arası. Üretici kazanamıyor. Çiftçi bir türlü kooperatifleşemiyor. Hâlbuki kooperatif olursa üretici kazanır. Şahıslar için çiftçilik bitiyor. Bu işler büyük şirketlere yarayacak. Ufak çiftçi kalmayacak. O zaman da domates, biber, meyve, sebze vatandaşa daha pahalıya gelecek.

            Hayvancılık da bitti. Sebebi hazine arazileri, ormanlar satıldı, kiraya verildi, özelleştirildi. Satın alanlar hayvancılık veya tarım işi yapmıyor.

            Çiftçilik giderek kötüye gidiyor. Daha evvelki yıllarda alım gücümüz daha fazlaydı. Eskiden bankalardan kredi kullanan yoktu. Şimdi ise kredi kullanmayan yoktur. Borçlu çoktur.”

            Çiftçi Mehmet kardeşimiz her türlü zorluğa rağmen toprağı, güneşi, hayvanları ve tarım yapmayı çok seviyor. Ataları gibi o da toprağa bağlı bir insan. Toprak ona hayat veriyor, canlılık veriyor, enerji veriyor.

            Onun için ziraatla uğraşmak insanlarla uğraşmaktan çok daha iyi, daha rahat, daha zevkli.

            Mersin’in Giritli köyü Hebilli’li çiftçi Mehmet kardeşimizle sohbetimize Yüce Atatürk’ümüzün bir sözüyle son verdik:

            “Köylü milletin efendisidir.”

            Evet, her türlü güçlüğe göğüs gerdiği için gerçekten köylü milletin efendisidir.

Görüntülenme Sayısı: 148

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları