Kuşadası Bugün
Çok Bulutlu
En Yüksek : 21°C
En Düşük : 7°C
Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

 

 

            Tren istasyonunun yanında bulunan evimize en yakın ilkokul Sıdıka Hanım İlkokuluydu. Bu nedenle benim okul hayatım bu şirin okulda başladı.

            Söke’nin Moralı Dağının yamacındaki güzel okulumuz geniş bahçesiyle, modern derslikleriyle, idealist öğretmenleriyle eğitim hayatımıza olumlu bir damga vurdu.

            O sıralarda Söke’nin iki önemli caddesi vardı. Birisi Uzunçarşı dediğimiz İstasyon Caddesi, diğeri de Aydın’a gidiş gelişlerin yapıldığı Aydın Caddesi. Bizim mahallede oturan çocuklar Sıdıka Hanım İlkokuluna ulaşmak için Aydın Caddesini karşıdan karşıya geçerek okula varmak zorundaydılar. O sıralarda son derece sakin olan Söke’nin cadde ve sokakları insanların hiç endişe etmeden rahatça yürüyebileceği bir durumdaydı.

            Bir çok şeyin kıt olduğu yıllarda okul malzemelerine gözümüz gibi bakmaya çalışıyorduk. Bizim için bir kalemin, silginin, defterin, kitabın önemi çok büyüktü. Tabii ki çantamızın da.

            Her öğrencinin ayrı bir çantası vardı. O sıralarda okul malzemeleri genelde İzmir’den alınırdı. Benim çantam biraz şişmanca bond çantaydı. Zannedersem İzmir Kemeraltı’ndan almıştık.

            O gece ödevlerim bitmiş, ertesi günkü derslerin kitap ve defterlerinin çantama yerleştirmiştim. Kalemlerim, silgim ve cetvelimin yanı sıra mürekkep şişemi de çantamın içine koymuştum. Çünkü ertesi gün yazı dersimiz vardı. Derste, bitince pompalı mürekkep kalemime şişemden mürekkep dolduracak ve yazmaya devam edecektim.

            Yazı dersi en sevdiğim dersti. Zira çok güzel bir yazım vardı. Halil dedemin yazısı da çok güzelmiş. Kuşadası’nda öğretmeni sınıfta “Kimin yazısı güzel?” diye seslendiğinde herhalde utandığından dedem söylememiş ama öğretmeni daha sonra yazısını görünce “Be oğlum mademki bu kadar güzel yazın vardı niye söylemedin?” demiş. Tabii dedemler o sıralarda eski Türkçe yazıyorlarmış.

            Harfleri, kelimeleri, cümleleri, hatta rakamları bile özene bezene yazardım. O sıralarda biz düz yazıdan el yazısına geçmiştik. El yazım da süperdi. Haritacılıkta da okul birincisiydim. Yaptığım haritalar ve yazdığım yazılar sınıfta hep panoya asılırdı. Ayrıca, resim yapmayı da çok severdim.

            O gün ilk derste çantamın kilidini açtığımda çantamın içinde bir mürekkep gölü ile karşılaştım. Aman Allahım! Kitaplarım, defterlerim, çantamın içi kapağı açılmış mürekkep şişesinden dökülen mavi mürekkeple lekeler içersinde kalmıştı. Ne yapacağımı bilemedim. Öğretmenim benim sıramda bir anormallik olduğunu anlamış ve yanıma gelmişti. O da çantamın halini görünce şaşkına döndü. Ellerim, önlüğüm, sıranın üstü de mavi mürekkebe boğulmuştu. Öğretmenim şişenin kapağını bulup kapattı, pencerenin yanına koydu. Mavi mürekkepli çantayı iyice boşalttı. Ters çevirip kurumaya bıraktı. Bir süre sonra da mavi mürekkep lekesine bürünmüş çantamla beni eve gönderdi. Çocukların tuhaf bakışları arasında sınıftan ayrılıp gayet üzgün ve korkmuş vaziyette evin yolunu tutmuştum.

            Annem çok sert bir kadındı. Çantamın içini, defter ve kitaplarımın o halini görünce çıldırdı. Hemen dayak faslına başladı. Saldırınca çok kötü oluyordu. Kendimi ancak odama kaçıp kapıyı kilitlemekle kurtarabildim.

            İlkokulumun o yılını mavi mürekkepli çantam, lekeli kitap ve defterlerimle bitirdim.

            Hatta mavi mürekkepli çantamdan kurtuluşum ancak ilkokulu bitirdiğimde gerçekleşti.

            Şimdi bir yerde mürekkep şişesi görsem bu talihsiz olay aklıma gelir. Mavi renkli ne varsa gördüğümde bazen mürekkebe batmış çantamı anımsarım.

            Kapağı nasıl açık bıraktığımı hâlâ anlayabilmiş değilim ama o uğursuz an ömür boyu hafızamdan silinmedi. Mürekkep uçtu gitti fakat lekesi aklımda kaldı.

Görüntülenme Sayısı: 1125

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları