Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

                                      

           

            Giritli Kuvayımilliyeciler denilince akla hemen Caferaki Efe gelir. Giritli Cafer Efe üzerine kitaplar yazılmış, heykeli de dikilmiştir Söke’ye.

 

            Cafer Efe’nin yanı sıra birçok Giritli Kurtuluş Savaşımızda hem ordumuz saflarında, hem de milis gücü olarak yer almışlardır.

 

            Bunlardan bir tanesi de Giritli Süleyman’dır. Bizim sülalede onun çok uzun bir adı vardır. Tıpkı İspanyol isimleri gibi: Girit Kandiyeli Avcı Tüfekçi Saatçi Subatanaki Süleyman Efendi. Anneanneme sorduğumda Subatanaki ne demek diye bana babasının suya batıp çıkmaktan korkmayan insan olduğunu söyledi.

 

            Subatanoğlu Süleyman, Söke’de, yine kendisi gibi Kandiyeli Haydaraki’nin bahçesine gelip yerleşmiştir. Haydaraki de Cafer Efe’nin adamlarındandır. Avcı Süleyman ile Haydaraki kardeş çocuklarıdır. Haydaraki, Avcı Süleyman’ın dayısının oğludur.

 

            Avcı Süleyman önceleri Kuvayıseyyare’de çalışmış. Teyzemin anlattığına göre Çerkez Ethem yolunu şaşırınca Süleyman Dedemiz Kuvayıseyyare’den ayrılmış. Kuvayımilliye’ye geçmiş. Çok sayıda çatışmaya girmiş. Yunanistan’dan gelip Ege dağlarında onu arıyorlarmış öldürmek için palikaryalar.

 

            Avcı Süleyman anne dedemdir. O, bizim sülalede korkunç bir insan olarak bilinir. Komitacı ve çok aksi bir insandır.

 

            Bir ara, Kuşadası’ndaki ahşap evlerinde tıpkı kovboy filmlerindeki gibi dış kapı yavaş yavaş açılıyor. Kapının gıcırdadığını duyan Avcı Süleyman aniden arkasını dönüp revolverle ateş ediyor. Meğer içeriye giren kediymiş. Zavallı hayvan cansız yere seriliyor.

 

            Kaybolmasın diye torununu köpeğine bağlayan bir dede ile karşı karşıyayız.

 

            Torunu Ahmet Abim anlatıyor: Süleyman Dede bir gün küllü mangalda cezvede kahve pişirmeye çalışıyor. Cezve devriliyor. Düzeltiyor. Devriliyor. Düzeltiyor. Cezve tekrar devriliyor. Avcı Süleyman çok sinirleniyor. Cezveyi eline alıyor, sapını kıvırıyor, hiddetle bahçeye fırlatıyor. Sonra Ahmet Abimin babası toplamış cezveyi bahçeden.

 

            Yine bir gün Avcı Süleyman kızının yaptığı yemeği beğenmemiş. Böyle yemek mi olur diyerek tencere ile yemeği yerlere çarpmış. Anneannemin kardeşi rahmetli Asiye Teyzemiz Avcı Süleyman’dan çok çektiklerini söylerdi ara sıra. Bir keresinde, çocukluğunda, bir olaya sinirlenip onu ayaklarından ağaca asmış.

 

            Biz bunları dinledikçe tabii ki dehşet içersinde kalıyoruz.

 

            Yine de o zamanın şartları çok ağır, savaş zamanı. Savaşın getirdiği gerginlik insan bünyesini ister istemez etkiliyor. Her gün çatışma, her gün yaralanma, her gün ölüm, her gün barut, her gün can çekişme.

 

            Barış günlerinde de bu aksilik devam ediyor. Avcı Süleyman Söke çarşısında saatçilik ve tüfekçilikle uğraşıyor. Bir gün saatinin tamir edilmesini isteyen bir insan geliyor dükkânına. Subatanoğlu Süleyman, gelen insanların yüzüne hiç bakmazmış, devamlı yere bakarmış. Adama ‘Koy saati oraya bakarız’ diyor. Akşama kadar uğraşıyor, uğraşıyor, saati tamir edemiyor. Ertesi gün gelen müşteriye ‘Olmadı, senin saat tamir olmuyor. Al saatini ordan’ diyor. Adam ısrar ediyor, niye olmuyor, bir daha bakın diye. Sürekli şekilde saatinin tamir edilmesini isteyince Avcı Süleyman, yerinden kalkıyor, saati sehpanın üzerinden alıyor, ayaklarının altına atıyor, üzerine çıktığı saati çiğniyor, eziyor, paramparça ediyor. ‘Al şimdi saatini, defol buradan git! diyor.

 

            Moralı ve Giritli Türkler genelde sinirli ve ters insanlardır. Fakat bizim Giritli Kandiyeli Kuvayımilliyeci Süleyman Dede biraz fazla aksiydi herhalde.

 

            Savaştaki yararlılıklarından dolayı Manisa taraflarında arazi verilmek isteniliyor kendisine. Biz arazi sahibi olmak için savaşmadık, diye reddediyor bunu.

 

            Ondan bize elmacık kemikleri çok çıkık, beyaz kısa saçlı, gür kaşları olan küçük bir yaşlılık fotoğrafı kaldı hatıra olarak.

Görüntülenme Sayısı: 116

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları