Kuşadası Haberleri

FAHRİ ÖNER

 
Sararmış sayfalarını çevirdikçe,  elimdeki  defterin  nefes aldığını hissediyorum. Okumakta aceleci olmamalıyım. Bir okuyuşta  bitirmeye niyetim yok. Koyu yeşil bir kapağı var defterin.  Kapağın yüzeyi  timsah derisini andırıyor.  Dedemden  babama,  ondan da bana kalan yüzlerce kitabın  rengarenk kapakları çocukluğumdan  beri ilgimi çekmiştir. Sadece renkler değil,  kapakların  yüzeyleri de bu gün asla göremeyeceğiniz türde farklı dokulara sahiptiler.  Bu farklı renklere ve farklı yüzeylere sahip kapakların  daima  bana o kitabın içeriği hakkında bir fikir verdiğini düşünürüm.  Koyu yeşil renk bir kapak, kitabın  belki de trajediye varan hüzünlü bir hikayeyi anlattığını hissettirir.  Mor  bir kapak muhtemelen tarihi bir romanın işaretidir.  Kırmızı kapak mutlaka bir aşk hikayesi barındırır…  Ayıraç olarak kullanılan kırmızı renkli ipin uç kısmı  artık iyice çözülmüş, tıpkı bir halının  saçakları  gibi görünüyor.  Elimdeki defter, bir şiir defterinin her sayfasına sonradan zaman içinde yeni sayfalar  eklenerek  şimdi  göründüğü biçime bürünmüş.  Defterin sırtı yaklaşık 5 cm genişliğinde ancak bunca sayfanın sonradan üst üste yapıştırılmasından, kabından taşan kek gibi  görünüyor. İlk sayfada  önlü arkalı çok estetik bir el yazısıyla yazılmış  iki şiiri var. Bunu, yaşça daha yeni olduğu anlaşılan yine çizgisiz bir sayfa takip ediyor.  Bu sayfada  ise önlü arkalı düz yazılar var. Bu şekilde bir biri arkasına yapıştırılmış yaklaşık 250 sayfalık bir defter var elimde.  Gerek şiirlerin altına gerekse düz yazıları oluşturan bölümlerin başına  tarih atılmış. Hikayesini elbette biliyorum  bu defterin.  Dedemin başlayıp babamın bitirdiği ve beni geçmişime sıkı sıkıya bağlayan defterdeki  ilk şiirin tarihi 1951 .  Son düz yazının ise  2033  Temmuz ayında yazıldığı anlaşılıyor.  Babamın  ölümünden bir sene kadar önce.  
 
 
Şiirlerle, onu takip eden  düz yazılar  arasında bir ilişki kurmaya çalışıyorum. Babam bu defteri ilk eline alıp dedemin şiirlerini okumaya başladığında benim şimdi hissettiklerimi mi hissetmişti acaba ? Salonun okyanusa bakan duvarı boydan boya camla kaplı. Bunu özellikle istedim. Engin mavilikten doğan ve rüzgarlarla karaya taşınan  özgürlük hissinden  payıma düşeni  son damlasına kadar almaya kararlıyım.  Bütün gece durmak bilmeyen rüzgar  artık bana ninni gibi geliyor. Fırtınalı gecelerde öfkeyle kabaran denizin sabahın ilk ışıklarıyla uysal bir sevgili gibi kumsala yüz sürmesi  ne kadar da insan karakterini hatırlatıyor. Tıpkı sevdiğinin hırçınlıklarını  affeden bir aşık gibi,  altın sarısı kumsallar da bıkmadan usanmadan,  enginlerden doğup gelen dalgalara kucak açar.  
 
 
Çocuklar çatı katındaki odalarında uyuyorlar. Anneleri kumsalda, sabah koşusunu bitmeyen bir azimle tamamlama çabasında. Elimdeki yeşil kaplı defter,  İstanbul’dan getirdiğimiz, babama ait  birkaç parça şahsi eşyanın bulunduğu kutudan çıktı. Hüzün dolu bu dönüş yolculuğumda  babama ait bu birkaç parça eşya yoldaşım oldu.
 
 
Çocuklar uyanmasın diye CD çaların sesini hafifçe kıstım. Kendi başıma kaldığım bu anı mümkün olduğunca uzun tutmaya çalışıyorum. Ruhumu dinlendirmek için klasik müzik dinlerim. Müzikle ilginç bir ilişki kurdum. Ne zaman  piyano dinlesem içinde bulunduğum  zamanın  küçük paketler halinde, kesik kesik aktığını hissederim.  Böylesi bir  his beni,  zamanın  birbirinden bağımsız  çok kısa anlara bölünebildiği düşüncesine götürür.  O zaman şunu düşünürüm; zaman  dediğimiz şey  birbirinden  bağımsız  anların  (  tıpkı bir defterin  sayfalarının köşesine  çizilmiş sayısız  resmin, sayfaları birbiri ardı sıra  kapattığınızda hareket ediyor gibi görünmesi gibi ) hızla birbirini takip etmesi sonucu deneyimlediğimiz bir olgudur.  Böylece, dilerseniz bir sayfayı  ucundan açıp çizilmiş olan o ana sonsuza dek bakabilirsiniz.  Kemansa bir süreklilik hissi verir.   Zaman hiçbir kesintiye uğramadan, bir bütünün parçası olarak akıp giden sonsuz uzunlukta  bir top kumaştır ve siz o kumaşın üzerine çizilmiş bir karaktersiniz. Kumaşla birlikte ileri doğru gidersiniz. O kadar… İçinde bulunduğum zaman bana sıkıntı verince o zamandan kopmak ve zaman içinde dilediğim yerde dilediğim kadar  durmak için  piyano dinlerim.   Şimdi olduğu gibi…
 
 
İlk sayfadaki şiiri okurken  CD çalarımdaki müzik kederli notalarda dolaşıyor…
Şimdi karların altında
Yazdan kalma bir tomurcuk
Ümitler içindedir.
 
Şimdi, bütün düşüncemde
Sevdalardan kalma bir çocuk…

Kim bilir  nerdedir…

Görüntülenme Sayısı: 782

FAHRİ ÖNER Yazarın Diğer Yazıları