Kuşadası Haberleri

FAHRİ ÖNER

 
Hiç hayal ettiğim gibi olmadı ölümüm. Pek te fazla düşünmemiştim üstünde ama yine de  küçüklüğümde anne babama kızdığım zamanlarda bu konuyu ayrıntısıyla düşünmekten zevk aldığımı hatırlıyorum.  Yaptıkları haksızlıkların bedeli olarak kendilerinden sonsuza dek alınan oğullarının arkasından göz yaşı döken ebeveynlerimi  vicdan azabıyla  çaresizce kıvranırken hayal etmek kızgınlığımı bir nebze yatıştırırdı.
 
 
Kızgınlık nöbetim sabah olunca yerini pişmanlığa bırakır, sanki düşüncelerim gözlerimden okunacakmış  gibi  bir süre onların  gözlerine bakamaz olurdum. O  zamanlar beni ilgilendiren şey öldükten sonra bana ne olacağı değildi. Soyut düşünmekten uzak zihnimin ilgilendiği tek şey kendi ölümümün, beni üzenleri cezalandırmanın en etkili yolu olduğu inancıydı. Gerçek kayıplar başladığında orta yaşlarımdaydım ve henüz hayatım hakkında bir muhasebe yapma ihtiyacı hissetmemiştim. Gündelik hayat o kadar esir almıştı ki beni , sahip olduklarımın gün gelip benden alınabileceği üstelik bunun hemen yarın olabileceği endişesini hiç taşımamıştım.  
 
 
Şimdi kendi ölümümü anlatabildiğime  yani hala bir bilince sahip olduğuma göre, yanıldığımı  kabul etmeliyim. Oysa güçlü bir alçakgönüllülükle maskelediğim entelektüel birikimimden  ve bunun sonucu evrenin işleyişine dair vardığım kanılarımdan oldukça emindim .  Kozmik gerçeğe sırtını dönmüş milyarlarca insana ise acımaktan başka bir şey gelmezdi elimden.  Bilinç denen şeyin bir dizi kimyasal tepkimenin ürünü olduğunu, yaşamın uzak geçmişte bir anda başlamış olmasının değil asıl başlamamış olmasının  imkansız  olacağını düşünmüştüm hep.
 
 
Şimdi hep uzak durduğum ve anlamsız bulduğum binlerce yıllık bu geleneğe göre defnedilirken şaşkınım. Sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum. Olan biteni sizi iyice korkutacak ya da üzecek bir açıdan anlatmak istemiyorum. Öleli bir gün oldu. Yani aslında diğer taraftan detaylı haberler verebilmem için çok erken. Meraktan öldüğünüzü de  biliyorum. Merakınız acınıza üstün geliyor ama yine de terbiyeniz o soruları sormanızı engelliyor, anlıyorum.
 
 
Şu ana kadar olanları anlamak ve  bunları hazmetmek,  bir ömür hazırlanmış olsanız bile  mümkün olamazdı. Bunu söyleyebilirim. Anlatmak için cümle kurmak beyhude olur. Belki bazı sıfatları ve isimleri sıralamalıyım. Harikulade….Coşkun… Engin…. Yüce… Minnet… Bağışlama… Sonsuzluk… Hiçlik…
 
 
Fark ettiniz mi, hiç kötü söz saymadım. Ne garip.. Korku da aklıma gelmedi. Güzel, çok güzeldi desem.. Fiziksel evrenden kopuş bedenden dışarı doğru oluyor sanıyorsanız yanılıyorsunuz.  İçinizdeki mikro kozmos hayallerinizin ötesinde bir genişliğe ve anlama sahip. İçe doğru yaptığınız bu yolculukta geçen zamanı  ölçmek imkansız.
 
 
Ben bu yolculukta havada gezinen bir kar tanesi olduğumu düşündüm.  Bilirsiniz hiçbir kar tanesinin kristal yapısı bir diğerine benzemez. Ne kadar çok olurlarsa olsunlar. Ben de bu evrende benzersiz olduğumu bilerek yaşadım. Bir kar tanesinin  devasa hacimdeki bulut kümesinden yoğunlaşıp aşağı doğru yolculuğu başladıktan sonra yere ulaşması ne kadar sürer acaba?  Rüzgarlarla bir o yana bir bu yana  savrulan kar tanesi muhtemelen uzun bir yol yapıyordur.  Yolculuğu sona eren  kar tanesi göz alıcı formunu kaybeder ve tüm dünya yüzeyinin en sıkıcı manzarası olan homojen su kütlesine karışır.  Artık bütünün parçasıdır. İster  yaralı yüreklerin elemiyle göz pınarlarına dolan göz yaşında  isterse  başını hareleyen gök kuşağının altında coşkuyla dökülen çağlayanda olsun,  artık o başka bir şeydir.  Ama üzülmeyin. Döngüyü hatırlayın. Aynı yolculuk kendini tekrarlayacak ve göz yaşınız bir gün yine harikulade bir kar tanesi şeklinde şiirsel yolculuğuna başlayacak.  
 
 
Can çıkmadan huy çıkmaz derler. Buna da inanmayın. Can çıksa da huy çıkmıyor. Benim gibi katır inadı olanlar için yolculuk sıkıntılı başlıyor.  Hala sıcak bedene tutunma telaşı yolculuğu zora sokuyor.  O an önünüzde açılan muhteşem kapıyı geri kapamak için var gücünüzle direniyorsunuz. Anıları yardıma çağırıyorsunuz. Tanıdık yüzler, kahkahalar, kokular arkanızda kalıyor.  Hay Allah ! tamamlanması gereken ne çok iş yarım kalacak. Söylenememiş sözler, öpülememiş dudaklar , şımartılamamış çocuklar öksüz kalacak.  Üstelik bu nasıl bir yolculuksa etrafa benden  başka tek bir yolcu yok. Boşuna bağırıyorum. 
 
 
Açması bana yasak pencerenin gerisinde gördüğüm manzara ise yürek paralayıcı.  Hangi birini teselli edeyim? Önce 45 yıllık hayat arkadaşını sonra hayat verdiği,  karşılığında sonsuzluğu hak ettiğine inandığı kızını kaybetmiş olan şu gözü yaşlı  kadını hangi söz teselli edebilir? Yüreğindeki acının maddi dünyada tutacağı yer bu koca gezegenden  çok olmalı.  Şimdi boşlukta devinen titrek elleri bir zamanlar kömür karası saçlarımda gezinirken ne kadar mutluydum.  Onu kırdığım günlerin anıları şimdi bedenime inen birer kamçı darbesi.
 
 
Kardeşim kardeşini kaybetti, bir kere daha. Oysa benden söz almıştı beni bırakıp gitme diye en küçüğümüzü toprağa verirken. Üzgün, kırgın, aldatılmış..
 
 
Dostlarım. Yok bu fazla iddialı oldu, arkadaşlarım. Sesler bana hala ulaşıyor. Fener akşam penaltı mı kaçırdı? Tüh !! Üstüne bir de ben böyle…Neyse
 

Yolculuğa konsantre olmalıyım.

Görüntülenme Sayısı: 75

FAHRİ ÖNER Yazarın Diğer Yazıları