Kuşadası Bugün
Sağanak Yağışlı
En Yüksek : 11°C
En Düşük : 2°C
Kuşadası Haberleri

FATİH DÖNMEZ - Tiyatrocu/Aktör

Günlerden pazar,hava güzel.Kızımızı alalım da sahile inelim, şu güzel havanın tadını çıkaralım. Ortalık biraz kalabalık olur ama olsun. Parkta sallanalım, Hamdi Baba’dan bir köfte yiyelim dedik, çıktık meydana. Her şehrin meydanı pek çok açıdan birbirine benzer,hava güzelse herkes meydandadır,çayın yanına simit katık edilir. Toplumun her kesiminden insan, iki dakikada kaynaşır. Her görüşten, her yaşamdan insanlar güvercinlere yem atar, kuşlarla çocuklarının fotoğrafını çekmek için çabalarlar. Bizim Kanlıca Meydanı da öyle bir yer işte.Bir nevi memleketin aynası yani.

 

Parktayız. Kızımız Mavi, salıncak delisi. Salıncağa bindiği zaman inmek istemiyor. Yanındaki salıncakta üç dakikada bir çocuklar değişiyor ama bizim kızın olduğu salıncakta hep aynı çocuğu görebilirsiniz. Yaklaşık yirmi beş dakika sonra  parka bir kız geliyor. Adı Ela. Yedi yaşlarında. Mavi’yi sallamak istiyor. Mavi ile Ela arkadaşlık ederken,  biz de babasıyla tanışıyoruz. Benim yaşlarımda bir adam. Öğretmenmiş. En saygı duyduğum meslektir dünyada. Kızıyla iletişimini görünce daha da bir saygı duyuyorum. Bir süre sonra adam elinde iki tane kağıt helva ile geliyor. Bir tane kendi kızı Ela’ya,bir tane de Mavi’ye almış.

 

Meydanda kuşlara yem verirken, CHP Beykoz teşkilatından gelenler oluyor. İyi pazarlar dileyip elimize bir takım kağıtlar tutuşturuyorlar.”Yaşanacak Bir Türkiye” yazıyor üzerinde. CHP yi genellikle böyle halkın arasında görmeye alışık olmayan ben, biraz seviniyorum.”Vay” diyorum, ”CHP bu seçimde siyaset yapmayı öğrenmeye başladı.İnşallah bu çizgiyi seçimden sonra da sürdürürler.Bir kaç yıla kadar bu politikalar  fidanlarını vermeye başlar”. Ela’nın Babası cevap veriyor: ”Ben en çok neye gülüyorum biliyor musun? Türkiye’deki solcu kesimin HDP yi bir sol partiymiş gibi pohpohlamasına gülüyorum”. Yaptığı inanılmaz tespiti çok seviyor Ela’nın babası,kıs kıs gülüyor. ”Peki sence hangi parti sol?” diye soruyorum. Yavaş yavaş yüzündeki o kıs kıs gülen ifade kayboluyor “Yani Türkiye’de sol yok bence” diyor. “Peki neden HDP yi bir sol parti olarak görmüyorsun?” diye soruyorum. ”Yahu bir insan ille de milliyetçi bir partiye oy verecekse gider, Türk milliyetçisi bir partiye oy verir,HDP açıkça Kürt milliyetçisi” diyor. “Peki HDP nin seçim bildirgesini okudun mu?” diye soruyorum.”Yani...” diyor. Anlıyorum ki okumamış. ”Ama HDP nin çok içinde bir arkadaşım var, ondan biliyorum,bunlar ilk başta tüm solu kapsayalım diye yola çıktılar ama sonradan BDP ile tam olarak aynı çizgiye girdiler” diyor. ”Seçim bildirgesini bile okumadan böyle bir yargıya varmak,konuya çok yukarıdan bakmak ve karikatürize etmek gibi geliyor bana” diyorum. Ama yine de bir an için;  geçen hafta Cihangir Parkı’nda gördüğüm bir HDP toplantısı geliyor aklıma. Parkın hemen yanındaydım, uzun bir süre bir toplantı halindeydim. Parkta olan biteni gözleme fırsatım olmuştu. Dikkatimi çeken bir şey,HDP toplantısında hoparlörden saatlerce yalnızca Kürtçe şarkı çalınması olmuştu. Bu gibi detayların, herkesin ilgisini çekebileceğini düşünmüştüm doğrusu. İşte belki de bu öğretmen ve onun gibi yüz binlerce insan, seçim bildirgesi okumaya bile tenezzül etmeden bu gibi göstergelere bakarak ,kararını şekillendiriyordu: HDP,Kürt milliyetçisi bir partidir. O kadar emeğin karşılığı,bu kadar kolay harcanmamalı ama hayat böyle işte. Hele bu ülkede, iki dakikada harcarlar adamı. HDP  bu seçimde halka bir umut oldu; ama öğrenmesi gereken çok şey var. Ben bunları düşünürken,Ela’nın Babası “1980 den sonra siyaset bitti abi bu memlekette” diyor.Ben zaten konuyu fazla uzatmaya gönüllü değilim,konu kapanıyor.

 

Ela ile babası gittikten sonra çay bahçesine oturuyoruz, çay içerken CHP ilçe teşkilatı “milletçe alkışlıyoruz” eylemi kapsamında “şimdi kadın hakları için alkışlıyoruz,şimdi eğitimin sorunları için alkışlıyoruz” gibi sloganlarla alkışlaya alkışlaya bize doğru yürümeye başlıyorlar. Ben dikkatle olan biteni izliyorum. CHP teşkilatından bir kadın, bir yandan alkışlarken bir yandan da bana dönüyor: ”Alkışlasana arkadaşım alkışlasana! Ellerin kopmaz ya!” diye fırça atıyor.Ben anlamazlıktan geliyorum, ”Bana mı söylüyor acaba ? “ gibisinden dönüp çevreme bakıyorum. Geri döndüğümde kadın o sert üslûbunu bırakmış, gülümseyerek bana bakıyor.”Evet” diye düşünüyorum, CHP bu seçimde bir şeyler öğrenmeye başlamış ama daha öğrenmesi gereken çok şey var.

 

Güzel hava bizi acıktırdı. Köfteci Hamdi Baba’dayız. Daha sipariş bile vermeden içeriden bir takım sesler duyuyorum. Izgaracı,yolun karşısındaki otoparkçıyla konuşuyor: “Abi yirmi odalı bir yerde yaşamakla bin odalı yerde yaşamak arasında ne fark var Allahını seversen? Sonuçta yine yatacağın bir tane yatak odası, toplantı yapacağın bir tane toplantı odası var. Gerisi hep israf,görmemişlik. Bir milyon lira elektrik parası geliyormuş.Yanlış anlama ha,eski bir milyon değil, yeni parayla bir milyon. Bir trilyon yani. Çankaya Köşkü neyine yetmedi be adam” diye bağırıyor. İyice sinirlenmiş. Ekliyor: “Ben vermem abi, bu adamlara oy vermem ben. Vermem de kime verecez o da belli değil. Bu Kılıçdaroğlu konuşmayı bilmiyor bir kere”. Bu milletin konuşmaktan anladığı ne acaba diye düşünmeden de edemiyorum. Otoparkçı ise “Valla abi ben verecem. Haklısın, bunlar iyice azıttı ama bunlar giderse bizim halimizin ne olacağı da belli değil. Ya yeni gelenler bu otoparkları-motoparkları kaldırırsa, biz ne b..k yiyeceğiz? Mecburuz bir bakıma yani. Daha kötüsü olacağına, buna da razıyız. Artık böyle gelmiş,böyle gider abi” diyor. Anlıyorum ki son on yılda Türkiye’nin her sokağını, her kaldırımını bir hastalık gibi kaplayan değnekçi zihniyet, iktidarın en büyük silahlarından biri.Bunun daha ne çok versiyonunu sayabiliriz.

 

Seçime daha bir buçuk ay varken, ortalık hummalı bir tartışma arenasına dönmüş. Hava sıcak, tozdan dumandan pek fazla bir şey görünmüyor. Herkes kendi açısından siyasete ortak oluyor, siyaset dediğin ne ki zaten? Halk, 8 haziran sabahı dükkanı nasıl açarız, işimiz yerinde kalır mı diye bekliyor.”Bundan daha kötüsü olmasın da,buna da razıyız”a kadar gitmiş işler. Bir iktidar  var ki, seçimdeki en büyük umudu halkın “buna da razıyız” demesi. On üç yıllık mutlak iktidarın sonunda gelinen nokta bu mu olmalıydı? Bu seçimde ülke sorunlarına eğiliyor gibi görünen muhalefetin; bunu anlaması için halkın ezile ezile böyle bir umursamazlığa, umutsuzluğa, ön yargı tuzağına düşmesi mi gerekiyordu?

  

Bu seçimde bir şey değişir mi? Elbette değişir, umut her zaman vardır. Biz, parkta kendi kızına kâğıt helva alırken, yandaki salıncakta sallanan çocuğu da düşünecek kadar yüce gönüllü insanlarız, her şeyin en iyisini hak ediyoruz. Ve hakkımızı alacağız, elbet bir gün alacağız.

Görüntülenme Sayısı: 5622

FATİH DÖNMEZ - Tiyatrocu/Aktör Yazarın Diğer Yazıları