Kuşadası Haberleri

NAZLI ÖZGÜVEN

 

Kaderinizin yazarı sizsiniz. O tertemiz kader dediğimiz sayfaya attığımız her mürekkep tek tek bizim sadece seçimlerimiz… Kader dediğimiz şey sadece doğduğumuz o andaki atmosferdir. Onun sonrası sizin kendinize yazdığınız hayatın özetidir. Kimsenin kaderinde hayat kadını olacağı, hırsızlık yaparak geçineceği veya sadece ev hanımı olarak doğduğu yazmaz. Eğer bir kişi imkansızlıklar içinde okuyamadıysa, mutlaka yapabileceği başka güzel bir şey vardır. Bir otelde odaları temizlemekle başlar ve çok geçmeden çok büyük otellerde housekeeper olarak sayılı yöneticiler arasına girmeyi başarır. 

 

Bu örneğe gerçek bir öykü…

 

Yaşanmış ve aramızda daha yüzlerce örneklerin var olduğu, artık işlenme süreçlerinin de bittiği gerçek bir maden.

 

Bahanelerden burnumuzun ucunu göremediğimiz iş hayatında, birilerinin azim ve hırsın dışında hiçbir şeye inanmayarak hızla başarıya yükselebildiği gerçek kaşifler.

 

Kendini keşfetmesini, yaşamda ezilmeden kalabilmenin nasıl olduğunu zorluklarla mücadele ederek öğrenmiş o gerçek şampiyonlardan sadece biri…

 

Kuşadası’nın en başarılı beş yıldızlı otellerinden birinde görev yapan çok başarılı bir yönetici büyüğümüz; Sn. Semra Sağırdak. Artık hem manevi ablam olan, hem de hepimizin örnek alması gereken gerçek bir zafer öyküsünün başrol oyuncusu.

 

Çalışmanın, azmin ve emeğin insan siluetinde bir görseli adeta...

 

Her gün her şeye lanet okuyan ve şikayet eden bize, bahanelerle nasıl dalga geçilebileceğini öğretecek, yaşayan bir kadın kahraman.

 

1989 yılında iş hayatına otel odalarını temizleyerek başlamış ve ellerinin kaçıncı kabuklarını döktüğünü saymaktan vazgeçmiş bir asalet. Sabır, samimiyet ve güler yüzün bir mikserle yavaş yavaş öğütüldüğü bir iksir… Bize bu iksiri azar azar paylaşarak içmek düşüyorken önce bu başarıyı oluşturan yılların birikimine gelin şöyle bir göz atalım.

 

1962 yılında Aydın’ın Söke ilçesinde dünyaya gelmiş, henüz 13 yaşındayken gittiği pamuk tarlalarında o kızgın güneşin altında hayatı çapa yaparak tanımaya başlamış bir genç kızdı Semra abla… Kendi parasını kazanabilmek zorunda olmanın ne demek olduğunu okul arkadaşlarından daha önce anlayabilmişti, ya da anlamak zorunda kalmıştı koşulları gereği. Sömestr tatillerinde zeytin toplamaya gider, yazın da tarlalarda çapa yaparak ailesine yardım eder ama geleceğe dair her zaman bir umut taşımayı da eksik etmezdi o güzel yüreğinden.

 

Çevre baskısından, etraftaki sapık gözlerin kurbanı olmaktan korkup 23 yaşında maalesef aşık olmadığı biri ile evlendirilmişti. Hayatın zor ve acımasız koşulları hiç değişmemiş, tam aksine artık daha da zorlaşmıştı onun için. Eşinin maddi olarak bir desteği olmadığı gibi, hem anne hem de baba olmanın ne demek olduğunu en kısa zamanda öğrenmek zorunda kalacaktı yaşayarak.

 

Her geçen gün geçim derdine düşmüş bu genç kadın iki de güzel bebek sahibi olmuş ve evlilik hayatı boyunca sadece kendi tırnaklarının onu çıkarabildiği tepelerde nefes alabilmişti. İsyan etmeden hem çocuklarını büyütmüş, hem de çevrenin kötü gözlerinden ve dedikoducu tavırlarından korunabilmek için yuvasının etrafına dev kalkanlar örmek zorunda kalmıştı tek başına…

 

Söke’nin en büyük çamaşır fabrikasında, Kuşadası’ndaki dev otellerden gelen kirli çamaşırları yıkayarak hayatını kazanmaya başladı ve zamanla fark etti aslında ne kadar da güçlü olduğunu.

 

1989 yılında, bilmeden başlattığı kariyerinde onu tepelere çıkaracak ilk adımı attı ve Kuşadası’nın en ünlü beş yıldızlı otellerinin birinde iş hayatına odaları temizleyerek başladı. Güler yüzü, samimiyeti, çalışkanlığı ve misafir memnuniyeti o kadar güçlüydü ki kısa zamanda çok sevildi ve çok takdir gördü. Sabırla bekledi, hiç şikayet etmedi ve günü geldi terfi alıp şef oldu. Artık iyi bir şef ve iyi bir anne olmak için deli gibi çalışarak geçirecekti yıllarını…

 

Bir gün on altı yıl süren evliliğine dönüp şöyle bir baktı ve sadece kendini görebildi anne – baba olarak. Başarının sadece bir evliliği ne olursa olsun sürdürebilmenin değil, evlilik bir gün bitse bile o yuvanın ne olursa olsun kimseye muhtaç olmadan bacasının tütmeye devam etmesinin gerçek bir başarı olduğunu anlatmıştı ona tüm bu yaşadıkları. Evet, onun başarısı kimsenin iki dudağının arasından çıkacak bir cümleye bağlı değildi. O kendi hayatının hükümdarı, kendi yarattığı dünyanın kraliçesiydi. Eşi, artık kendi tembelliğinin esiri olarak tek başına yaşamak zorundaydı; çünkü Semra abla atmaya karar vermişti artık prangalarını. Her oda temizlediğinde, ellerinin her bilmem kaçıncı kabuklarını döktüğünde hayatı da kılıf değiştirmişti ona güç katarak…

 

Ben onu tanıdığımda Türkiye’nin en büyük kongre otellerinin birinde çok başarılı bir üst düzey yönetici - Executive Housekeeper olarak yaklaşık 100 kişilik bir ekibi titizlikle yöneten gerçek bir asalet örneği olmuştu çoktan bizim için. Onunla her sohbet ettiğimde başka bir azim ve çalışkanlık hastalığı bulaştırır aklımın bir köşesine. İki evladını da okutmuş, büyütmüş, kızını da alnının akıyla evlendirmiş; ama yapacakları daha bitmemişti bu yeryüzündeki iyilik meleğinin. Öyle egodan arınmış sevgi dolu bir kalbi vardı ki, ekibinin sırtında taşımak istemediği bazı çalışanların temizlediği odaların katlarında bekler, sırf iki çocuk okutuyor diye gizlice onlara yardım eder, insan kazanır ama kaybetmekten her zaman kaçınırdı Semra abla… Tüm çalışma arkadaşlarının iyi gününe de kötü gününe de koşarak yetişmiş, yüksek idarecileri tarafından her zaman rol model olarak parmakla gösterilmiş, sağlam karakterin ve başarının tek bedende can bulmuş haliydi o.

 

Bu satırları sadece onu çok sevdiğim için değil; ekibindeki her çalışanın, onun arkasından başka bir güzel cümle sarf etmesi sonucunda biriktirdim. O yoğun sezonun telaş ve koşturmasında, herkesin burnundan soluduğu günlerde bir an olsun şikayet etmeden her görevi ardı ardına başarı ile gerçekleştiren bir ekibin ana kraliçesinin ilhamı üzerine kaleme aldım.

 

Hani topuklu ayakkabılarımızın yüksek deri koltuklarda otururken bile bizi rahatsız ettiğinden yakınırız ya… Veya sıcak klimalı ofislerimizde sıkılıp bir bahane bularak çarşıya gitmek için sebep ararız… Her gün ne giyeceğimizden, hangi kravatı takıp veya yine mi makyaj yapacağımızdan tutun da her şeyden şikayet ederiz… İşte o oje sürülmüş, parfüm kokan ellerimize ibret olsun bu toprak kokusu ile başlayan hikaye. Çeşit çeşit, torpido gözüne sığmayan güneş gözlüklerimize, daha borcu bitmeden sıkıldığımız son model arabamıza kadar aklımızın her köşesindeki şımarıklığa ibret olsun az önce okuduklarınız… Bahanelerinizin birbirinin üzerinden atlayan pembe kurtlar gibi sizi yiyip kemirmediği bir sabaha uyanmak için Semra ablanın yaşadıklarını bir kez daha hayal etmeye çalışın derim. Ondan sonra yazın bana, hayallerinizi gerçekleştiremediğiniz her ne gerçek bahaneniz varsa… Ne sizi engelliyor, ne çaresiz bırakıyorsa, birlikte çözüm bulmaya çalışalım bu dev kahramanlardan dersler çıkararak. Sonra bir başkası da ilham alsın sizin hikayenizden, bir başkası da…

 

Harika bir atasözü: ‘’Bir ağacın tohumunu ekmek için en iyi zaman kırk yıl öncesi; ikinci en iyi zaman ise; bugündür.’’

 

Kuşlar hala havada süzülebiliyorsa, balıklar hala denizlerde zıplıyorsa hayatta hiçbir şey için geç değildir. Aydın ilinin Efeler mahallesinde yaşayan ‘’Mustafa Erol’’ adlı engelli kardeşim, ellerini kullanamadığı halde burnu ile tam 7 yılda o harika kitabı yazabiliyorsa ve maalesef 1000 adet basılabilen bu kitap, sadece bir saat içinde tükenebiliyorsa lütfen bana saçma imkansızlıklardan bahsetmeyin.

 

İsteyin – düşleyin – gerçekleştirin!

 

Fikirleriniz herkesle paylaşmak için değildir. Onlar size ait olduğu için güzeldirler. Fikirlerinizi kirletmeye açık tutmayın. Olumsuz ve negatif yorumlar sizi kirletecek ve umutsuzluğa sürükleyecektir. Umut ışığınızı tuttuğunuz meşalenizi başkalarının söndürmesine izin vermeyin. Bırakın o sizin ellerinizde her gün daha da parlasın. Dünyaya geliş amacınızı keşfedeceğiniz o gizli patikayı bulduysanız, o yola tek başınıza girin ve arkanıza bakmadan kararlı bir şekilde devam edin. Bir başkasının size o yolda kaybolacağınızı söyleme hakkını onlara hiçbir zaman vermeyin.

 

Nereden biliyorlar?

 

O yola daha önce girdiler mi?

 

Sizin kadar cesaretli ve azimli miydiler?

 

Sadece o yolun sonunda sizin için hazırlanmış o ihtişamlı platformda, sahneye çıkın ve mikrofonu elinize alın. Düşlediğiniz her şeyi gerçekleştirdiğiniz o an kendi başarı hikayenizin kahramanı olun. Bırakın olumsuz fikirleri ile sizi kirletme hakkını kendinde görenler, o sahnenin karsısında diğer seyirciler gibi koltuğuna yapışarak sizi izlesin ve ne kadar haksız olduğunu içinden tekrarlayarak diğer alkış tutan seyircilere güçlü bir şekilde eşlik etsin.

 

Başarınızın mutluluk festivalini sadece siz organize edebilirsiniz. Etrafınızdaki herkes sadece bir konuktur. Hiç kimse başkahramanı olmayacağı bir başarı öyküsünün seyircisi olmayı hayal etmez ve size de bu yolda devam etmeniz gerektiğini tüm içtenliği ile inanarak ve isteyerek söylemez. Bu nedenle hayalleriniz gerçek olana kadar onları bilmesi gereken tek kişi sadece sizsiniz.

 

Sevgilerimle,

 

Mutlu günler…

Görüntülenme Sayısı: 236

NAZLI ÖZGÜVEN Yazarın Diğer Yazıları