Kuşadası Haberleri

VEDAT KAZANCIOĞLU

Rahmetli babam yirmi altı yıl hizmet ettiği Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olur olmaz gökyüzünün mavisine veda ederek aşık olduğu bir başka maviye, denizlere dönmek üzere 1982 yılında bir gün tek başına ayrıldığı, yıllardır uzak kaldığı ailesine, bu sefer kalabalık bir aile olarak tekrar kavuştu.

 

Hep gurbetteydik. Güneydoğuda kırkların üstündeki sıcaklıktaki havalarda annem kerpiçten evin içini hortumla yıkarken biz içi su dolu leğenlerde eğleniyor, serinliyorduk.  Annem artık ev hanımıydı. Gecenin bir saati ellerinde silah at sırtlarında kapıya dayanan uzaktaki köyden gelen insanların giderek artması ve babam nöbetteyken bizi evde yalnız bırakmak zorunda kalması babamın artık annemin hemşireliği bıraktırmasının en büyük nedeniydi. Bu yüzden annem artık ev hanımıydı.  O zaman çekirdek aileydik.  Baba memleketine gelince gördük babaanneyi, amcayı, yengeleri, yeğenleri…

 

Mahmut ağabeyim kardeşler arasında en şanslı olandı. Duvardaki resmi ile dedemi ilk kez görmüştük.
Dedem savaş zamanı mayına basarak bir ayağını dizine kadar kaybetmiş.  Mübarek Ramazan ayında top atılması gerekmiş. Dedem Mahmut KAZANCIOĞLU bir seferinde topun elinde patlamasıyla bir de kolunu kaybetmiş.  Ama babam gibi O’da hayat savaşında emekli yapmamış kendisini. Tek ayak, tek kol ile denize açılırmış. Tek başına. Paragat atar, balıkçılıkla geçinirmiş. Bu benim en çok gurur duyduğum dedemi bana anlatmaları olmuştur. Çocukluğumdan daha geçen seneye kadar birçok kişiden dedemle ilgili aynı şeyleri duydum genellikle “Rahmetli Topal Mahmut ne gaddar adamdı. Tek başına çıkardı o haliyle denize… Sabaha karşı balıkçı limanına inerken duyardık ayağındaki tahtadan gelen sesleri. Hey gidi rahmetli hey Allah Rahmet Eylesin”  demişlerdi hep. Allah’ta hepsine Rahmet Eylesin. Mekanları Cennet olsun, Recep ALEV, Hüseyin ALEV, Mehmet ALEV, Önder PALAMUTÇU, Hüseyin SUSAM, ……….

 

Bir de Osman Kaptan var.  Amcamız. Ama o zamanlar sanki aynı zamanda da benim için “dede” gibiydi herhalde. En yaşlı aile büyüğümüzdü çünkü. O zaman Kaymakam Sokağındaki evimizin önünden balıkçı limanına kadar en ufak bir engel yoktu.  Selamet (amcamın teknesi) göründüğü zaman Murat ağabeyimle kaymayalım diye yavaş yavaş inerdik patika yoldan balıkçı limanına doğru. Ben genelde düşerdim, dizim elim hep yara olurdu. Bir de patikaların hemen her tarafında dokununca patlayan, yeşil renkli “acı kavun” ya da “cırtlak” dediğimiz bitki vardı. Oda hep patlar üstümüze sıçrardı.  Selameti yanaşırken yakalardık. Balıklar dışarı çıkartıldıktan sonra ben yardım edecekmişim gibi yanaşırdım amcama. Harçlık verir ama iş yaptırmazdı.

 

O zamanlar okuyan adama saygı vardı. Mahmut ağabeyim üniversite okuduğu için o geleceği zaman garajda beklerdik ailece. Amcam her zaman olurdu. Ağabeyimi Ankara’ya yolcu edeceğimiz zamanlarda da.  Mahmut ağabeyimin Ankara’dan geldiği otobüsten inip evden önce tekneye gidip balığa çıktığını, tekneden inip Ankara’ya gittiği günleri de bilirim. O zaman aile kutsaldı. Aileye yük olmamak başka bir şeydi.  Osman Kaptan başka biriydi. Ailemden ilk kaybettiğim rahmetli babamdı. Osman Kaptan babamdan sonra vefat etmişti. İkisinde de çok ağladım.

 

Denizci dertlidir. Dert hiç bitmez. Denizci çok düşünceli olur. Denizci denize açıldığında uyumaz. Hava fırtına olduğunda da uyumaz. Uyuyamaz. Ekmek teknesini düşünür. Evde de duramaz. Ekmek teknesine gider. Sağa sola vurmasın diye nöbet tutar. Denizci çok balık tuttuğunda da uyuyamaz, hiç balık tutamadığında da… Denizci derindir. Denizci mavi gibi uçsuz bucaksızdır. Sanırım bu sebeplerden onları kaybetme sebebimiz hep amansız hastalıktır.

 

Amcamdan bahsettiğim yıllarda oğulları Ahmet ve İbrahim SUSAM ekmeğini denizden çıkarmayı öğrenenlerdendi. Şimdi ikisi de mesleğinde profesyonel kaptanlar. Denizden ekmek kazanmaya da, ekmek kazanmayı öğretmeye de devam ediyorlar.

 

Ben de kardeşim Sedat’la birlikte ekmeğimizi denizden kazanmaya devam ediyoruz.

 

Yazımın başında bahsettiğim evden artık balıkçı barınağı görünmüyor. Ne patika yol kaldı ne de adam gibi yol.  Dokununca patlayan o yeşil bitki artık hatıralarda kaldı.

 

Denizden ekmek parası kazanmak artık olukça zorlaştı. Hatta böyle giderse daha da zorlaşacak. Yazımın başından bahsettiğim zamandan bu zamana çok yıllar geçti. Çağa ayak uyduralım derken toplum olarak bir çok yanlışa izin verdik, ya da sessiz kaldık. Şu bilinmelidir ki yazımda adı geçen herkes bahsettiğim geçen yılların tamamında elini taşın altına koyarak bir şeylerin düzelmesi için mücadele etmişlerdir. Etmeye de devam ettiklerini herkes bilir.

 

Aynı mahallede büyüdüğüm Yavuz AKGÜN kardeşim aracılığı ile deniz ve denizle ilgili çevre konularındaki yazılarımı paylaşacağım. Kendisine bana verdiği bu fırsat için çok teşekkür ederim.

 

İlk yazımda ailem ve akrabalarımdan bahsetmek istedim. Bilmeyenler için hemen sorunları paylaşmam okuyanlar tarafından “denizle ilgili ne biliyor ki sanki” düşüncesi oluşmasın diye denize karşı olan sevdamızdan bahsetmek istedim.

 

Ve özellikle dedelerimizden aldığımız emanete sahip çıkmak, yazılarım ile toplum bilincini oluşturmak ve gerektiğinde tek yumruk olabilmek istedim.  

 

Kuşadası bizim.  Gelecek çocuklarımızın.

 

Memleketimizi ve çocuklarımızın emanetlerini koruyarak yaşatmamız sorumluluk sahibi herkesin görevidir. Bundan sonraki yazılarımda sorunları paylaşacak, çözüm arayacak, çözüme ulaşmadaki her kamu kurum ve kuruluşlarının kapısını çalmak ve en önemlisi sonuca ulaşmak bizim en temel görevimizdir. İnşallah başaracağız.

 

Yazımda adı geçen ve ebediyete intikal etmiş tüm akrabalarımın, deniz emekçilerinin ve deniz şehitlerinin mekanları cennet olsun.

 

Dedem, babam ve amcamdan Allah razı olsun.

 

İlk yazımı okuyan herkese teşekkür ederim.

 

Vedat KAZANCIOĞLU

 

  • Kuşadası Amatör Balıkçılar Derneği (2010) kurucusu ve halen Yönetim Kurulu Başkanı
  • 2010 – Kuşadası’nda Trol İstemiyoruz İmza Kampanyası (10.000 imza)
  • 2012 - Kuşadası Büyük Av Yarışması
  • 2013 – Kuşadası 2. Büyük Av Yarışması
  • 2014 – Kuşadası 3. Büyük Av Yarışması
  • 2015 – 4. Kuşadası Balık Avı Turnuvası
  • 2016 – 5.Kuşadası Balık Avı Turnuvası

Görüntülenme Sayısı: 580

VEDAT KAZANCIOĞLU Yazarın Diğer Yazıları