Kuşadası Haberleri

FAHRİ ÖNER

Kadın ruhundan anladığını söyleyen erkek öne çıksın lütfen. Yaklaşın, yaklaşın, sizi yakından görelim, dokunalım anlamak için gerçek misiniz diye.. Biz, henüz sizin seviyenize ulaşamayan erkekler güruhu, mutsuz, çaresiz ve eziğiz. Ortak özelliğimizin, bazı sinyalleri alamamak olduğundan şüpheleniyoruz.  Söyleyin bu doğru olabilir mi? Siz nasıl başardınız? Yani doğuştan böyle bir yeteneğiniz mi vardı yoksa sonradan, üstün bir gayretle başardığınızı mı söyleyeceksiniz?  Biz bazen çok yaklaştığımızı düşünmüştük vaat edilen cennete. Ne yazık ki hala burada, Olympos’un eteklerinde, hangi çiçekleri  dersek te sevgilinin peşine düşsek diye dolanıyoruz.
 
Aşk hikayelerine atılmaya ne kadar da hevesliydik ilk başlarda. Şöyle düşünmüştük.. En kötü ne olabilir ki? Lütfen size anlatacağımız bu hikayeyi başınızdaki o tacı bir kenara koyarak ve oturduğunuz başı karlı dağların doruklarından aşağı inerek dinleyiniz.
 
Hikayenin karakterlerine isim koymayalım. Siz dinlerken kendiniz uygun isimler verebilirsiniz. Erkeğin ismi Semih desem,  kim bilir belki tanıdığınız bir Semih vardır, tüm hikaye boyunca onun yüzü aklınıza gelsin istemeyiz. Daha üstün olduğuna iman ettiğimiz diğer karakterin ismi konusuna ise hiç girmeyelim.  Buna cür’et edemeyiz. Hikayenin doğruluğundan şüphe etmeyiniz. İnanın buna benzer pek çok  hikaye bulunur Eros’un dağarcığında .  Hepsi bu kadar romantik midir onu bilemeyiz.
 
Erkek sırılsıklamdır ama sağanak yağmurdan değil.  Uğruna 2 saatlik uçak yolculuğunun üzerine 5 saatlik  otobüs yolculuğunu göze aldığı ve  kendisi için yaratıldığından emin olduğu kadının aşkından, elbette. Uçak, pamuk şekeri bulutların üstünde uçtuğundan geldiği ülkenin kuş bakışı neye benzediğini görememişti. Hava limanının üzerine çöken toz, her yeni uçağın iniş ve kalkışında havada savruluyor sonra devasa bir tül perde gibi bu unutulmuş köhne beton yığınını sarmalıyordu. Otogara gitmek için bindiği otobüs, üstünde  birbirine bağlanmış her biri 2 metrelik sıkıştırılmış gaz dolu tüplerle pimi çekilmiş el bombasını andırıyordu. Yol boyu diğer yolcuları gözledi acaba sigara içmek için çakmağını çakmaya yeltenen olur mu diye. İkinci şok dalgası, erkeği otobüsün şoförünü gördüğünde vurdu. Şoför kadındı!!  Şoför ün arkasına , teker üstü koltuğa oturdu.  At arabasının konforundan biraz hallice olan otobüs sarsıntıyla kalktı.  Görüldüğü kadarıyla şoför hanım  bu işin erbabıydı. Yol boyunca düzenli bir şekilde dizilmiş olan basketbol topu büyüklüğünde çukurlardan, İsviçre Alplerinde slalom yapan, kardan yansıyan güneş ışığıyla  yanmış  yüzünü astronot başlığına benzer kaskıyla saklamış Norveç’li bir kayakçı gibi rahatça sıyrılıyordu. Ülkedeki kadın nüfusunun çoğunluğunun aksine siyah saçlı , sert yüz hatlarına  sahip, erkek yapılı bir  görünümü vardı. Asla tapılacak kadın değil diye düşündü adam.  
 
Türünü bilmediği çam ağaçlarının sarıp sarmaladığı dağ yollarından ülkenin içlerine doğru yol alırken  tüm benliğiyle kendisi için yaratıldığına inandığı, hiç bilmediği renklerin içinde ahenkle dans ettiği ceylan gözlerinde hülyalara daldığı, muntazam yüz hatlarıyla doğanın bu simetri harikası varlığını bir kez daha içi titreyerek hayal etti. Ruhu minnet hisleriyle doldu.
 
Yolculuk sona erdiğinde, kutsal topraklarda hacı olmuş bir dindar huzuruyla ama bir o kadar da aşkla otobüsten indi. Uçakta ekstra ağırlık parası  ödemek zorunda kaldığı tıka basa dolu bavulunun yarısından fazlası  bu tapındığı müstesna varlığa getirdiği  hediyelerle doluydu. Adam tanrıçasına getirdiği hediyelerin  onu memnun edeceğinden, bir ömür boyu sürecek ve onu tanrısal kata çıkarması beklenen birlikteliğin sağlam temellere oturmasına katkıda bulunacağından emindi.
 
Yaz tatilinde bir sahil kasabasında  iş bulmuş olması basit bir tesadüf olamazdı. Hayır efendim.. Kader diye bir şey var. Tüm bu ayarlamaları kim ve neden yapıyor konusu meçhul ise de gökyüzünden tanrısal bir sebeple inmiş olan bu varlık sayısız insan arasından kendisini seçtiyse bunun göz ardı edilemez bir nedeni  olmalıdır.  Onunla karşılaştığı ilk anda, bu dünyaya gelme sebebini anlamıştır . Anlaşmak için konuşmaya bile gerek kalmamıştır.  Hem lisan dediğin nedir ki.. yeter ki kalpler birlikte çarpsın.  Bu adamın kadın ruhundan anladığı  reddolunamaz  bir gerçektir.  Artık hizmet edilecek efendi bulunmuştur. Onun isteklerini o söylemeden hissetmek ve sonu gelmez bir imanla yerine getirmek değil de nedir aşk? Teşekkür ve beğeni hisleri hangi lisanla söylenirse söylensin evrensel bir çevirmen tarafından karşı tarafa iletilir. İlişki bu noktaya geldikten sonra adam için cennetin kapısı bir adım ötededir. Aslında tam olarak 2 saatlik uçak ve 5 saatlik otobüs yolculuğu kadar.
 
Cennetin kapısına varmak, içeri alınacağınızın garantisi midir? Korkarız ki hayır. Yorgun ama mutlu yolcumuz bir süre etrafına bakınır. Aradığı yüz ortalarda görünmemektedir. Bir şeyler yanlış gidiyor olabilir mi? Daha neler.  Aşkı tarif eden bundan daha iyi bir ilişki gösterebilir misiniz? Yine de peşinde ülkeler aşılan sevgili, bilinmez  bir nedenle sonsuza dek kendini aşkına adamış kulunu karşılamaya gelmemiş görünmektedir. Sorun değil, erkeğin elinde adres yazılı bir kağıt parçası vardır. Her ne kadar sarhoş bir elin karalamaları olsa da, ülke postacılarının elleriyle koymuş gibi bulabileceği açık bir adrestir bu.  Gözleri bir taksi arar erkeğin. Otobüsten daha iyi durumda olmayan ve dışarıdan bakıldığında hiç  güven vermeyen  bir taksi köşede pineklemektedir.  Uzun yeleli,  şaha kalkmış beyaz bir küheylan beklentisinde olan aziz varlık için hayal kırıklığı olsa da, elde başka bir araç olmadığından erkek taksiye el eder.
 
Taksiye binen erkeğin şoförle  konuşacak lisanı yoktur, o da kağıdı uzatır adama  bir an önce sevdiğine kavuşma ümidi ile. Yol boyu erkeğin pantolon cebinde buruş buruş olan kağıdı alan şoför  kağıtta yazılanları çözünce yüzünde şaşkın bir ifadeyle yolcuya döner. Şoförü tarife girişmeyelim. Kolayca tahmin etiğiniz gibi durum zaten yeterince vahimdir. Şoförün yerinden koparacakmış gibi sıkı sıkıya tuttuğu direksiyonun, adamın elinde simit boyutlarında kaldığını söylemek yeterli olacaktır.   Ağzından çıkan sözcüklerin yolcu için bir anlamı olmasa da evrensel tercüman yine devrededir. Anlaşıldığı kadarıyla şoförün reaksiyonu  kağıt ta yazan adresten kaynaklanmaktadır. Açıkçası şoför  adresi sadece mesleği gereği değil, daha özel bir sebeple bilmektedir.  Adamın buz mavisi gözlerinden geçen  öfke bulutları yolcunun olan biteni anlamak için fazla zamanı kalmadığını anlatır. Yoksa şoförün bu adreste bir akrabası ya da tanıdığı mı yaşamaktadır?  Mesela kız kardeşi ?! Kız kardeşi değil mi ?  
 
Ama bir saniye… erkeğin bütün arkadaşları ( yani sinyal alma özürlü diğer çiçek toplayıcılar) hem fikir değil miydi bu cennetten  yeryüzüne düşmüş   nadide çiçeğin bizim garsonu kendine şövalye seçtiğine, mesai bitimi sayısız köpek öldüren şarabı tükettikleri  kumsalda? Otelde geçirdiği iki haftalık tatilinde onun hizmetinde olan, bozulduğunda cep telefonunu tamire veren, havuz başında güneşlenirken yiyecekmiş gibi bakan aç gözlerden onu koruyan bizim Don Juan değil miydi? İşte o da bu genel kanıya uygun olarak, otelin 225 numaralı odasında  konaklayan ahu gözlü, dünyalar güzeli misafire sonsuza dek hizmet etmek, onunla geçireceğini umduğu aşk dolu günler ve geceler   uğruna bir ömür feda etmek için sezon bitmeden işini bırakmış, borç- harç seyahat masraflarını karşılamış, daha büyük borç-harç  hediyelik ızır -zıvır almış ve yollara düşmüştü. Bütün bu açık sinyallerin mevcudiyetini şoföre anlatmak mümkün olsa bile bir işe yaramayacak gibi görünüyordu…
 
Aynı uçakla, hem de aynı gün dönüş yolculuğunda olmak biraz üzücü ve garipti. Hava alanındaki  kaba saba  hemşirenin kanamayı durdurmak için burnundan neredeyse beynine kadar sokuşturduğu pamuk tampon kan içindeydi. Ancak ağrı kesicilerin hakkını yememek lazım. O kadar kuvvetliydiler ki, suratı 12 rauntluk boks maçından yeni çıkmış orta sıklet boksörüne  dönmüş adam hiç bir acı hissetmiyordu.
Bu garip yolcu, geliş yolundayken göz gezdirdiği magazin dergisinin içeriği kendince meçhul  sayfalarını yeniden karıştırırken, çaprazda oturan ve cennetler arası yolculuk yaparken boyutlar arası seyahatin bir cilvesi olarak aynı uçağın güvertesine düştüğü kesin olan  uzun sarı saçlı, amber kokulu meleği fark etti. Melek,  kendisine yönelen bu ısrarlı bakışları hissetti ve narin boynunun üzerinde  zarif bir edayla taşıdığı başını kalbi heyecandan yerinden çıkacakmış gibi çarpan faniye çevirdi. Gördüğü manzaraya gülmemek, haydi kibar olalım, gülümsememek mümkün müydü?


İşte gerçekliği şüphe götürmeyen, sonsuz aşkın müjdecisi ilahi sinyal alınmıştı.

Görüntülenme Sayısı: 678

FAHRİ ÖNER Yazarın Diğer Yazıları