Kuşadası Bugün
Çok Bulutlu
En Yüksek : 24°C
En Düşük : 12°C
Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

                                            

 

            Samsun’un kırık dökük mahallelerinde yaşayan Mehmet’in öyküsü…

            Karadeniz delikanlısı bir arkadaşım anlatıyor:

            Yıl 1966…Ben daha altı yaşında küçük bir çocuktum. Mehmet eniştemin evine sık sık götürürdü beni babam. Halam her geldiğimde beni çok sever, babama “Bu çocuk bir yere gitmesin, hep burada kalsın” diye yalvarırdı. Ama ben Mehmet eniştemi çok sevdiğimden sık sık gelmek istemişimdir.

            Pala Mehmet mahallede çok sevilen, herkesin yardımına koşan, deli dolu biriydi. Beyaz bir gömlek giyer, yaka açık, ayağında körüklü çizme, her gün sakal tıraşı olur, çoğu kadın gözlerini ondan alamazdı. Çapkındı. Pala Mehmet geceleri etrafına bizleri toplar, hikâyeler anlatırdı.

            Bir gece kapının önünden geçen bekçi düdüğüyle irkilmişti. Dışarı çıktı, bekçiyi çağırdı yanına, bir daha bu saatte buradan geçerken sessiz olmasını istedi. Ama bekçi onu ciddiye bile almamıştı. Ertesi gece gene aynı saatte bekçi yine düdüğünü çalınca çılgına döndü. Dışarı çıktı, bekçiyi yanına çağırdı. Sanki onun amiriymiş gibi bir güzel dövdü.

            Bir süre sonra ekipler gelip eniştemi götürdüler ama ertesi gün evdeydi. Pala Mehmet o kadar yapılı, cüsseliydi ki herkes korkar ama kadınlar hayran olurdu. Bir gece eve gelmedi. Belli ki bir yerlerde feneri söndürmüştü. Malum çapkındı Pala. Sabah kahvaltıya gittik halama. Kahvaltı yaparken Pala geldi. Halam fazla kavga gürültüyü sevmezdi. Sadece “Neredesin Mehmet haber vermedin, merak ettim” diye sitem etti. Eniştem Pala cevap vermedi. Halam anlamıştı, işin içinde kadın vardı, eniştem hep kaçamak cevap veriyordu, ama halam tam cevabını alamamıştı. Tekrar sorunca eniştem sinirlendi. Kendini küçük yatak odasına kapattı. Halam da peşinden gitti. Aradan birkaç dakika geçti belki, bir el silah sesi duyuldu. Biz çocuklar çok korkmuştuk. Halam bağırıp çağırınca babam koştu odaya girdi. Baktı eniştem yerde kıvranıyor, meğer eniştem odada halama kızmış, o cüsseli, yağız delikanlı halama tek bir kötü söz söylememek için ayağını karyolanın üzerine koyup kendi kendini vurmuştu.

            Bu nasıl bir şeydi anlamadık, bu kadar gözü kara adam nasıl olurdu böyle yapardı yıllar geçtikten sonra ancak anlayabiliyordum. Bir müddet sonra ayağı düzeldi Pala’nın. Babam artık halamın üzülmesini istemiyordu. Bir akşam oturup konuştular. Babam hastanedeki işini bırakmış, inşaatta çalışıyordu. Pala eniştemi işine aldı, beraber bir süre çalıştılar. Fakat inşaat işi Pala’ya göre değildi. O, başıboş gezip kadın parası yemeye alışkındı. İnşaat ağır gelmişti. Artık babama yardım etmiyor, inşaata gelmiyordu. Babam akşamları halamın yanına gidip ondan haber alıyordu. Pala sabahlara kadar içip kadınlarla gününü gün ediyordu.

            Babam halamın bu durumuna çok üzülüyordu. Bir gün Pala eniştemi babam bize çağırdı. Küçücük bir odada abim, ben, babam ve Pala oturuyorduk. Biz küçüğüz, o konular bize yabancı olduğu için pek anlamıyoruz, derken tartışma hararetlendi. Babam ufak tefek adamdı ama Pala babamdan çok çekiniyordu. Sonra odada ayağa kalkıp birbirlerine girdiler. Babam o heybetli koca adamı bir çırpıda yere serdi. Ama eniştem belinden tabancayı çıkarıp resmen babamı vurmaya niyetliydi. Belki korkutmak içindi ama çok tehlikeli bir durumdu zira odada abimle ben film seyreder gibi onları seyrediyorduk. Fazla sürmedi, tabanca patladı, ikisinin boğuşması sırasında. Ben ve abim alışkındık silahlara pek umursamadık ama eniştem vuruldum deyip bağırıyordu. Aslında kurşun avuç içinde girip çıkmıştı.

            Eli kanlar içindeydi. Kanlı elini vücuduna sürüp bağırarak sokağa attı kendini. Babam da peşinden koştu. Sonra hastaneye götürmüş Pala’yı. Babamı şikâyet etmiş beni vurdu diye ama karakolda hiç kimse inanmamıştı. Sonradan pala ben kendi kendimi vurdum diye ifadesini değiştirmiş, tabii burada halamın büyük rolü vardı.

            Zaman böyle geçerken bir gece bize misafir geldi. Gördüğüm kadarıyla narin, zarif bir adamcağız. Yine konu Pala eniştemdi. Fakat bu defa hepsinden farklı bir durumdu. Adamcağız resmen ağlıyor, babama yalvarıyordu. Olayı babam anneme anlatırken duyduk. Pala, bu meyhane sahibi adamcağızın karısını rahatsız ediyormuş, hatta bir ara meyhaneyi dağıtıp adamcağızı dövmüş. Artık eniştem iyice azmıştı. Nasıl baş edilecekti, babamın baskıları bile onu yıldıramamıştı, ne olmuştu Pala’ya bu kadar azacak.

            Bir iki hafta kimse haber alamadı eniştemden. Bir akşam halam bize geldi. Güzel güzel sohbet ediyorduk. Babam halama teselli veriyordu. Derken kapı çaldı. Gelen mahalle bekçisiydi. Babam şaşırdı, hayırdır diye. Maalesef eniştemi vurmuşlardı. Bu haberi vermek eniştemin dövdüğü bekçiye düşmüştü. Babamlar gittiler, o gece eve gelmediler.

            Sabah eniştemin evine gittik. Çok kalabalıktı evin önü. Olayı sonradan öğrendik. Meyhaneciyle tartışmış bir akşam Pala eniştem. Sonra mahalleli dedikodu çıkarmış. Meyhaneci gururuna yedirememiş. Karısıyla Pala’nın durumu onu çok üzmüş. Bir gece meyhaneyi babasına bırakıp ıssız bir sokakta pusu kurmuş ve kalbinden üç kurşunla eniştemi orada öldürmüş.

            Ben halamın oğluyla birlikte eniştemin cansız bedenini görmek istedim ve o heybetli, kocaman, dağ gibi adam sessiz sedasız yatıyordu.

            İşte, su testisi suyolunda kırılmıştı maalesef…

Görüntülenme Sayısı: 783

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları