Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

 

 

            Kerim, yorgun argın eve dönmüştü. Akşam üzerileri işten dönüşte hep böyle olurdu. Oflaya puflaya dış kapıyı açtı. Ayakkabılarını çıkardı, terliklerini giydi. Elindeki eşyaları salona koydu. Evde kimse yoktu. Yatak odasına doğru yöneldi. Cep telefonunu komodinin üstüne bıraktı. Gömleğini, pantolonunu çıkarıp askılığa astı. Yatak odasının yanında bulunan tuvaletin ışığını yaktı. Kapıyı kapattı. Aynada kendisine baktı. Ellerini sabunladı. Yüzünü ılık su ile yıkadı. Duvarda asılı havluyu alıp; elini, yüzünü bir güzel kuruladı. Havluyu yerine astıktan sonra tuvaletten dışarıya çıkacaktı. Kapı kolunu çevirdi. Kapı açılmadı. Kapı açılmıyordu. Sinirlendi. Zaten yorgundu. Kenarlarından tutup kapıyı birkaç kez sarstı. Ancak; nafile, kapı kolu dönüyor ama takılı olduğu için bir türlü açılmıyordu. Tam o sırada kolun gevşemeye başladığını anladı. İş işten geçmişti. Bir iki saniye sonra kapı kolu elinde kalmıştı.

            -Hay aksi! diye söylendi. Asapları iyice bozulmaya başlamıştı. Kapı kolu birkaç günden beri tutukluk yapıyordu aslında. O anda anlamalıydım diye kendi kendine kızdı. Bir anormallik olduğunu gördüğüm halde nasıl ihmal ettim diye hayıflandı.

            Kırık metal kolu tekrar yerine takıp acaba çevirebilir miyim düşüncesiyle bir hamle yaptı. Ancak kol çok kötü bir yerden kırılmıştı. Birleşmesine imkân yoktu. Çaresizlik içinde elindeki kırık kolu rezervuar kapağının üzerine bıraktı. Birkaç dakika ayakta durarak kapıyı alttan üste gözden geçirdi. Camsız olduğu için camı kırma ihtimali de yoktu. Şöyle bir yüklenip kapıyı kırsam mı diye düşündü. Ancak, kapı çok kuvvetliydi. Omzumu çıkarırım, bir sakatlık olur diye fikrinden vazgeçti. Güçlü ahşap kapı ne omuz darbesiyle, ne de tekmeyle kırılacak cinsten değildi.

            Sıkıntı içersinde klozetin kapağını kapatıp üzerine oturdu. Sakin olmaya ve bir çözüm bulmaya çalışmak için kendi kendine telkinde bulunmaya başladı. Sabırlı olmalıydı.

            Birden tekrar ayağa kalktı. Tuvaletin içini gözlemlemeye çalıştı. Daha evvel hiç bu yerde mahsur kalmadığı için içerde ne var ne yok gözden geçirmemişti. Tuvalete bağlı sürgülü duşa kabinin kapısını araladı. Kabinin içine girdi. Tepede kuzuluk gözüne çarptı. Küçük pencereyi açtı. Buradan dışarıya çıkabilir miyim ki diye içinden geçirdi. Fakat dışarıya baktığında uçurumla karşılaştı. Buradan atlayamazdı.

            -Hay aksi! diye söylendi tekrar. Küçücük yere sıkışıp kalmıştı. Yine tuvalet ve lavabonun olduğu bölüme geçti. Sürekli şekilde etrafındaki maddelere bakıyordu. Çıkış için bir yol bulmalıydı. Çişinin geldiğini hissetti. Kapağı açıp işedi. Koku gelmemesinden emin olmak için sifonu çekti. Kapağı kapattı. Ellerini yıkadı. Etrafına bakınmayı sürdürdü.

            Kapı arkasında uzun bir askılık üzerinde kurulanmak için havlular, yandaki duvarda da el yüz silmek için peşkirler duruyordu. Kapının karşısında kocaman bir ayna, aynanın üzerinde camdan bir raf bulunuyordu. Rafın üzerinde, diş macunu ve diş fırça kutusu ayrı bir kutu içersinde de tırnak makasları, bıyık makası, birkaç çeşit tarak.Plastik kutu içinde kulak çöpleri.Lavabonun üzerinde sıvı sabun şişesi, sabunluk ve el sabunu. Altta, çeşme borusuna sıkıştırılmış bir lavabo temizlik fırçası. Klozetin yanında da klozet temizlik fırçası. Yanda taburenin üzerine kargılardan yapılmış küçük bir sepet. İçinde tıraş macunu, tıraş bıçağı, alüminyum tıraş tası, kantaşı, birkaç jilet kutusu.

            Bu arada Kerim’in gözüne ayna önünde duran küçük pilli radyo ilişti. Açalım bari ses gelsin yalnız hissetmeyeyim kendimi diye düğmesini çevirmeye çalıştı. Bozuk düğmeyi birkaç kez bastırdıktan sonra ışık geldi ve cihaz çalışmaya başladı.

            İyi ki içeriye girmeden evvel ışığı yakmışım ya karanlıkta kalsaydım diye sevindi. Terliklerini de giydiği için yere basmayacaktı. Zaman zaman evde sular kesiliyordu. Şu anda sular aktığına göre şanslı sayılırdı. 

            Ev halkının bu akşam eve erken gelmeleri mümkün değildi. Önceden telefonla görüşmüştü. Her birinin dışarıda işleri vardı. Cep telefonunu yatak odasında bıraktığı için iletişimi sağlayamazdı. Bir daha cep telefonsuz lavaboya girmeyeceğim diye kendi kendine söz verdi. Üstelik kendisini arayanlar olsa bile cevap veremeyecekti. Bir ara, kendisini ararlarsa bulamayacakları için merak edip eve erken gelebileceklerinden ümitlendi.

            Kerim’in canı iyice sıkılmaya başlamıştı. Yarım saattir tuvalette kapalı kalmıştı. Klozet kapağı üzerine oturup gazete okusa belki biraz zaman geçirebilirdi ama içerde ne gazete, ne kitap vardı. Buradan çıkarsam köşeye birkaç gazete, kitap atmalıyım diye düşündü, sonra da aklına böyle fikirler geldiği için kendi kendine güldü. Radyonun istasyonunu bazen arabeske, bazen popa, bazen haberlere, bazen de şarkı ve türkülere çeviriyordu.

            Fırsattan istifade aklına tıraş olmak geldi. Sakalları zaten uzamıştı. Sıcak suyu açtı. Tasa sıcak su doldurdu. Yanaklarına, çenesine, çene altına tıraş kremini sıktı. Kaynar suyun içersinde ıslattığı tıraş fırçasını yüzüne yaklaştırdı. Yüzünü iyice sabunladı. Birkaç kez yüzünde dikkatlice dolaştırdığı tıraş bıçağı ile sinekkaydı bir tıraş gerçekleştirdi. Daha sonra suyu ılıtarak yüzünü, tıraş fırçasını ve bıçağını yıkadı. Tıraş aletlerini tekrar küçük sepetine yerleştirdi.

            Sıra dişlerine gelmişti. Kutusundan çekip çıkardığı diş fırçasına macununu sıktı. Dişlerini aynaya yaklaştırıp alt, üst, arka dişlerinin her tarafını bir güzel fırçaladı. Ağzına altı yedi kez su alıp çalkaladı ve lavaboya tükürdü. Etrafı mis gibi nane kokusu sarmıştı. Dişleri tertemiz ve bembeyaz olmuştu. Macununu yerine kaldırdı. Diş fırçasını da temizleyip kutusuna yerleştirdi.

            Yüzünü tekrar kapıya döndü. Bir ümitle ahşap kapıyı yanlarından tutup sarsmaya çalıştı. Nafile. Kapı açılmıyordu. Israrı boşunaydı. Bağırsa bile kendisini kimse duyamazdı. Çaresizce yine klozet kapağı üzerine oturdu. Ev halkı gelinceye kadar nasıl vakit geçireceğim diye düşünüyordu.

            Mademki içerdeyim, çıkamıyorum, o halde bir güzel banyo yapayım dedi kendi kendine. Üzerinde ne varsa çıkardı. Kabine girdi. Duşun kolunu hafif sıcak suya getirdi. Kafasına şampuan sürüp bir güzel saçlarını yıkamaya başladı. Başını yıkadıktan sonra kafasında bir hafiflik hissetti. Gerginliği geçer gibi oldu. Duvarda asılı duran lifi alıp vücut şampuanı ile vücudunun her yerini sürttü. Daha sonra ılık suyu bedeninin her tarafına akıttı. Bütün teri ve kirlilikleri üzerinden atmış, kuş gibi olmuştu. Kabini açtı. Kapı arkasındaki kurulanma havluları ile her yerini ağır ağır kuruladı. atletini, donunu giyindi. Aynaya yaklaştı.  Taraklardan birini alıp saçlarını yavaş yavaş taradı. Yıkanınca saçları yumuşuyor, daha rahat taranıyordu. Saçları erken beyazlamıştı. Hafif hafif dökülme belirtileri de vardı. Kulak çöpünü alıp kulaklarının içini ve etrafını temizledi. Bıyıklarının düzensiz şekilde dışarı fırlamış olduğunu fark etti. Kutudaki küçük bıyık makasını çıkarıp uzantıları kesmeye başladı. Burun kıllarını da makasla almaya çalışırken o anda kafasında bir şimşek çaktı. Makasla kapıyı açmayı niye düşünmedim diyerek kendine kızdı. Hemen elindeki makası kapı kolunun deliğine götürdü. Döndürmeye çalıştı ama kapının dili yine açılmıyordu. Acaba makasın tek tarafını mı denesem diyerek tek tarafıyla kol deliğinin içinde oynamaya başladı. Birkaç çevirmeden sonra kapı birdenbire açılıverdi.

            -Oh beee! Nihayet ! diye bağırarak dışarıya fırladı. Hâlâ daha dışarıya çıktığına inanamıyordu. Hemen içerden kapının büyük dilini dışarıya çıkardı. Böylelikle kapının büyük dili kapıya çarpacak ve kapı hiç kapanmayacaktı.

            Ev halkı gecenin on birinde eve geldiler. Kimsenin olaydan haberi yoktu. O saate kadar kendisini cepten arayan da olmamıştı. Demek ki Kerim makasın tek tarafıyla kapıyı açamasaydı dört beş saat tuvalette mahsur kalmaya devam edecekti.

            Şanslı sayılırdı.

Görüntülenme Sayısı: 355

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları