Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

 

            -Zııııııırrrrnnnnn!

            -?..

            Zıııııırrrrrrnnnnnnn!

            -???

            Recep, uykulu vaziyette yataktan kalkıp koridora geçti. Ağır adımlarla sokak kapısına yaklaştı. Allah Allah! Gecenin bu saatinde kapıyı kim çalabilirdi? Kapının gözüne mahmur gözlerini yaklaştırdı. Dışarıya bakmaya çalıştı.

            Birkaç haftadır teyzesinin evinde yalnız başına kalıyordu. Genelde gündüzleri okula gider, akşamları eve dönerdi. Yüksek okul öğrencisi o gün de akşamüzeri eve gelmiş, biraz dinlenip televizyon seyretmiş, sonra da kahvaltı türünden yiyeceklerle karnını doyurmuştu. Derslerini gözden geçirmiş, İngilizce sorular üzerinde durmuş, uykusu gelince de yatak odasına çekilmişti.

            Kapı deliğinden dışarı bakınca loş ışık altında bekleyen gözlüklü bir erkeğin silueti ile karşılaştı. Adam ara sıra önüne bakıyor, sonra başını kaldırıyor, kapının açılmasını bekliyordu. Elinde çanta mı yoksa başka bir şey mi olduğu tam anlaşılamıyordu. Zil sesiyle kapının açılmayacağını düşünmüş olacak ki bu sefer yumrukla hafifçe kapıya vurmaya başlamıştı:

            -Toocchhh! Tooocccchhh! Tocchhh!

            -?

            -Tooccchh! Tocchhhh!

            Recep, kapı deliğinden dışarıda duran adamın kim olduğunu anlamaya çalışıyordu. Böyle biriyle daha evvel hiç karşılaşmış mıydı? Paltolu, gözlüklü, uzun düz saçlı, bıyıksız bir adam. Çok sakin bir şekilde merdivenlikte kapının açılmasını istiyordu. Recep, delikten  adama tekrar dikkatlice bakmaya çalıştı. Elinde çanta mı, bavul mu, torba mı ne olduğu tam olarak seçilemiyordu. Apartmanın girişindeki ışıklar bir yanıp bir söndüğünden tanıyamadığı kişinin görüntüsü sanki bir gidip bir geliyordu.

            Anarşinin yurt çapında çok azmış olduğu o günlerde Ege’nin İzmir’i de öğrenci olaylarından, silahlı çatışmalardan, bombalardan, dinamitlerden, kargaşalıktan nasibini alıyordu. Recep’in oturduğu Hatay semti de anarşik ortam içersindeydi. Birkaç gün evvel Nokta otobüs durağında Ege Üniversiteli bir öğrenci geceleyin bıçaklanarak öldürülmüştü. Hava karardıktan sonra sokağa çıkmak çok tehlikeli hale gelmişti. Bazen kahvehaneler, duraklar silahlarla taranıyor; evler, okullar, işyerleri basılıyor, insanlar kaçırılıyordu.

            Okullar okul olmaktan çıkmıştı. Dernek üyeleri üniversiteleri savaş alanı haline getirmişlerdi. Ne öğretmenlerin, ne öğrencilerin, ne de sokakta dolaşan vatandaşların huzurları kalmamıştı. Halk endişe içersindeydi. Bazen öğrenci otobüsleri durduruluyor, silahlı çatışmalar başlıyor, çevreden geçen masum insanlar bile anarşiden nasiplerini alıyorlardı. Korku ve çatışma ortamı insanlarda moral bırakmamıştı. Sinirler çok gergindi.  

            Recep bunları düşünürken dışarıda bekleyen garip misafir ara sıra zile basmaya devam ediyordu:

            -Zıırrrnnnn! Zıııırrrrnnnnn!

            -!!!??

            -Zııırrrnnnn!

            Kapıyı açıp açmama hususunda tereddüt içersinde kalan Recep bir an için kapıyı hiç açmamaya karar verdi. Dışarıda dikilen ziyaretçinin kendisinin evde olduğunu bilip bilmediğini merak ediyordu. Meçhul şahsiyet, hiç sesini çıkarmıyor, sadece zile basıyor, bazen de kapıyı tıklatıyordu. Delikten bakılınca hep sakin vaziyette kapıya doğru baktığı görülüyordu. Acaba Recep’in içerde olduğunu biliyor muydu? Kimdi bu adam? Yanlış bir kapıyı mı çalıyordu? Kapı açılmadığı halde neden çalmaya ısrar ediyor, ayrılıp gitmiyordu?

            On onbeş dakika bekledikten sonra Recep sessizce yatak odasına doğru yöneldi. Işığı hiç yakmamıştı. El yordamı ile odasına çekildi. Kendisini yatağa attı. Yorganı üzerine çekti. Kapıyı açmadığına göre kim olduğunu anlayamadığı bu şahıs çekip giderdi en sonunda nasıl olsa.

            Kısa bir sessizlikten sonra uykuya daldı. Hatta rüya bile gördü. Rüya bitince uyanır gibi oldu. Sıkıştığını hissetti. Tuvalete kalktı. Işığı yakınca kapı aklına geldi. Tuvaletten sonra tekrar kapıya gidip delikten dışarıya bakacaktı.

            Gözünü deliğe yaklaştırınca şaşkınlıktan dona kaldı. Adam hâlâ oracıkta duruyordu. Sanki kapı açılacakmış gibi kapıya bakıyor, içerde birisinin olduğunu biliyormuşcasına ayakta dikiliyordu. Adamda hiç yorulma emaresi görünmüyordu. Hiç sesini çıkarmadan, bir robot gibi, sabırla bekliyordu.

            Recep, neler olduğunu anlamaya çalışıyor, fakat uykulu haliyle bu duruma fazla kafa yoramıyordu. Biri kapının içinde, biri de kapının dışında sanki sinir harbi yapıyorlardı. Tekrar yatağına dönerken koridorda durmak zorunda kaldı:

            -Zıırrrrrnnnnnn! Zııııırrrrrnnnnn!

            Anlaşılan meçhul ziyaretçi onu bu gece uyutmayacaktı. Geriye dönüp yine gözden dışarıya baktı. Adam, alay edercesine kapının tam ortasına bakıyordu. Recep hiç sesini çıkarmadan adamı gözlüyor, adam da kılını kıpırdatmadan kapının açılmasını bekliyordu. Alt katta olduklarından zil sesi herhalde üst katlara ulaşamıyor, kimse rahatsız olmuyordu. Galiba herkes derin uykudaydı. Koskoca apartmanda bu gece yarısı sanki bir Recep bir de meçhul şahıs vardı. Apartman kapıcısı olmadığından adam rahatça içeriye girmiş olmalıydı. Recep, kapıyı açsa ne olacağı belli değildi. Belki de adam silahlıydı ve saldıracaktı. Kapıyı zorlamadığına göre hırsız olamazdı. Ancak, ısrarla beklediğine, arada bir kapının ziline bastığına göre her halde içerde birisinin olduğunu biliyordu.

            Yine on onbeş dakika ayakta bekleyen Recep yorulmaya başlamıştı. Uykusu da vardı. Yavaş ve sessizce tekrar yatağına döndü. Yine yorganı üzerine çekti. Ardından birkaç zil sesi daha duymuştu. Ama çok uykusu geldiğinden, artık meçhul ziyaretçiye aldıracak hali kalmamıştı. Nasıl olsa sabah olacak ve adam çekip gidecekti.

            Gecenin karanlığında İzmir’in Hatay Caddesi geçen bir iki taksi dışında tenha vaziyetteydi. Yanan birkaç ışık dışında apartmanlar kapkaranlıktı. Kimisi Recep gibi derin uykuda, kimisi de garip şahıs gibi ayaktaydı. Tam olarak neler olduğunu sadece Allah biliyordu.

            Nihayetinde, gece bitmiş, gün ağarmaya başlamıştı. Ortalık hareketlenmiş, dışarıdan araba gürültüleri, korna ve insan sesleri geliyordu. Apartmanda bazen kapılar çarpılıyor, merdivenlerden inenlerin ayak sesleri duyuluyordu.

            Recep, uyandığında hemen kapıya gitti. Delikten dışarıya baktı. Kimsecikler yoktu. Lavaboya girdi, elini yüzünü yıkadı. Saçlarını taradı . Kahvaltı yapmadan okuluna hazırlandı. Giyinip çantasını, kitaplarını aldı. Evden ve apartmandan usulca çıktı.

            Daha sonraki gecelerde böyle garip bir olaya rastlamadı. Meçhul şahıs bir daha hiç kapıya gelmemiş ve zili çalmamıştı.

            Recep, seksen öncesi karşılaştığı bu olaydan hiçbir şey anlamadı.

            Hayatta bazı şeyler çözülemiyor. Hele gecenin karanlığında hiç çözülemiyor.

Görüntülenme Sayısı: 1093

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları