Kuşadası Haberleri

NAZLI ÖZGÜVEN

 

Bir acı ki bedenimde hissettiğim, ne olduğunu ve ne olacağını tahmin edemeden hastanenin soğuk koridorlarından geçtim; karnımda sen, aklımda sen, korkularımdan sakındığım sen…

 

 Evladım, meleğim benim, dokuz aydır çektiğim acıların son bulacağı bir ana mı gelmiştik, yoksa devam mı edecektik bu tek bedendeki eşsiz yolculuğumuza?

 

Canım eşimin sesindeki titreyen o tek soruda son buldu bir anda tüm acılarım; ‘’Bugün doğum olacak mı? ‘’diye sormuştu ebe hanıma.

 

Allah’ım o cevabı duymak istemedim o anda, evladıma bir şey olacak mı; çok acı çekecek miyim derken döküldü yaşlar gözümden…

 

 Odanın soğukluğu tüm bedenimi titretirken tam gece yarısı gelmeye karar vermişti mis kokulu yavrum.

 

Ağlayarak tuttum hiç tanımadığım ebe hanımın elinden; dedim doktorumu istiyorum, lütfen yalvarırım doktorumu arayın hemen.

 

Sanki rüzgar gibi çıka geldi tüm sorularımın cevabı; hayatımı, evladımın canını gözümü kırpmadan emanet edeceğim o tecrübe, ağlamaklı gözlerle bakadurduğum kapıda belirivermişti hemen.

 

Doktorum Coşkan Dinçer…

 

Renkli gözlerinin içinden size fısıldayan ‘’güven bana’’ cümlesi duyabilmek için çok çabalamanıza gerek yok; siz yeter ki dinlemesini bilin yürekten.

 

Bir şeyler almasını bilin, bu 42 senelik tecrübenin birikiminden.

 

Hala kulaklarımda çınlıyor sözcükleri;  ‘’Kızım bebeğin geliyor, çok çabuk bitecek, sen bana güven…’’

 

Kendimi emin ellerde hissediyordum kapının ardında kalbimin sahibini bırakırken,

 

Bilmediğim o cihazlar, kablolar, soğuk metaller bile korkutamazdı beni bu renkli gözlü kahraman karşımda dururken.

 

Korkmayacaktım, bebeğime kavuşacaktım biliyordum; o minicik elleri ve nefesi ısıtacaktı tüm bedenimi…

 

Derin derin nefes al diyorlardı bir - iki - üç - dört ve ben acılar içerisinde kıvranırken, doktorumun avuçlarının arasında göründü yavrum, buruşuk teni, çekik gözleri, gül dudakları ve hayatımda duyduğum en güzel ses ile hoş geldi hayatımıza Çağan’ımız.

 

Canımı emanet ettiğim bu insan dünyanın en güzel hediyesini verivermişti kucağıma,

 

Benim eşime, eşimin de bana verebileceği en güzel armağan oluverdin yavrum 14 Şubat’ta…

 

Kimi insanların güzelleştirdiği, kimilerinin öfke duyduğu bu dünyaya bir umut oldun, sevgi oldun, mutluluk oldun, benim gözyaşım, canım kanım oldun damarlarımda...

 

Artık her gün sesinle uyanabilmek için her şeyimi verebilirim ben,

 

Senin ilk gülüşünü görebilmek için, diğer tüm mutluluklarımdan vazgeçebilirim hiç düşünmeden.

 

Bu dünyada herkes boş bir telaş içerisinde koştururken,

 

Biz sadece bir sevgi hastalığı olacağız ailece etrafa saçılan; bir kediyi okşarken, bir çocuğa bisküvi uzatırken, bir markette alışveriş yaparken verilecek binlerce gülücük olacağız seninle,

 

Bu ülkeye örnek bir aile olacağız; hiçbir şeye bencillik duymayacağız, hiçbir savaşa sessiz kalmayacağız.

 

Ve senin gibi mutlu çocuklar değiştirecek günü gelince bu dünyayı,

 

Yine bizim büyüttüğümüz gibi aşklarının meyvesini büyütecek kuşaktan kuşağa…

 

Yine senin gibi bireyler bitirecek savaşları, acımasızlığı, merhametsizliği ve duyarsızlığı…

 

Senin gibi bireyler verecek yavrum yeni nesillere tertemiz bir dünyayı.

 

Hadi şimdi küçücük ellerinle tut parmağımdan; nefesini derin derin al, melek gibi rüyalara dal,

 

Minicik yüreğini emanet et bize ve kapat gözlerini yavrum tertemiz bir geleceğe,

 

Sevgi ile,

 

Vefa ile,

 

Sabır ile,

 

Ve emek ile başlasın bu eşsiz yolculuğumuz yaşanacak umut dolu günlere…

Görüntülenme Sayısı: 14585

NAZLI ÖZGÜVEN Yazarın Diğer Yazıları