Kuşadası Haberleri

ZUHAL ÖZDEN - SENARİST

Sokaklarda sloganlar atıp yürümeye 50 yaşından sonra cesaret edebildim. İlk defa Taksim’de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ile birlikte yürümüştüm.

 

Grup psikolojisinin gücünü 7 sene okuduğum kız lisesinden biliyorum. Okuldan çıkıp eve giderken bizim sokaklarımızdan erkekler geçemezdi. Okul çıkışlarında biz laf atardık onlara. Tekil oldukları için yerin dibine giren onlar olurdu.

 

Son iki senedir 8 Mart günlerinde de Taksim’de oldum bir vesileyle, kadınlarla birlikte sokaklarda bağırmak çok şahane bir duygu.

 

Böyle bir sel gibi çağıldayarak yollardan aktığımızı hissettim öyle zamanlarda.

 

Galiba birikmişlik.

 

Böyle sessiz, efendi efendi gezdiğin sokaklarda efelenmek hoş duygu.

 

Bu günlerde emin olduğum bir başka duygudan bahsetmek için bu yazının başına oturdum aslında.

 

Çok fazla kadın programı seyrediyorum ben, eskiden hikayelerini çalardım, şimdi hayatın tembel bir bireyi olduğum için seyrediyorum sadece. Çünkü uzun zamandır hikaye falan yazmıyorum.

 

Ancak insanlar hep bana, ayyy nasıl seyrediyorsun o basit programları dediklerinde, hayatın matematiğini çok net görebiliyorum o insanlara ve ilişkilerine bakınca, diyorum.

 

Bilgisayarda uzun süre kağıt açanlar, beni anlayacaklar eminim.

 

Sadece elinizdeki kağıtlara konsantre olursanız açtığınız kağıdı doğru yere koyarsınız ve zaman ilerledikçe hangi kapalı kağıdın ardında ne olduğunu bilmeye başlarsınız ve sorun çözer gibi kağıtları yerli yerine yerleştirir oyununu bitirirsiniz.

 

Her neyse geçen gün kaybolan bir kadını aramak için kocası ve erkek kardeşi gelmişti stüdyoya.

 

Kadının bir adamla kaçtığından şüpheleniyorlardı. Çünkü telefonuna baktırmışlar, evli bir adamla mesajlaşıyormuş. Beni al diyormuş sürekli, beni buradan al.

 

Üç gün olmuş bu adamla tanışalı, deli gibi sürekli aynı şeyi tekrarladığı için adam kadını ciddiye almamış. Yani onu buradan dediği evinden almamış.

 

Telefondaki mesajları okuyan birisi bu yazışmaların pek akıllı biri tarafından yazıldığını düşünmez diyor, programın yapımcısı.

 

Her neyse, kadının kocası pek bir sakin, bu telefondaki adamı bulmuşlar, kadın orada mı diye bakmışlar, kadın orada değil.

 

Koca diyor ki, biz mutlu bir aileydik. Ne zaman ki ben eve başka kadınla olan ilişkimden doğan çocuğumu getirdim, karım tuhaf davranmaya başladı. Gerçi istemiyor görünmüyordu ben bakarım dedi ama…

 

Kocasının başka bir kadından çocuğu olduğunu yeni öğrenen kadın, kocasına çaktırmasa da aldatılmayı hazmedememiş. O yüzden tanımadığı adama gelip beni al, demiş. Evi terk etmek istiyormuş ama nasıl terk edeceğini bilmiyormuş anlaşılan.

 

Kadının erkek kardeşi, biz kardeşimi her şekilde kabul ediyoruz, yeter ki ortaya çıksın diyordu programda, oysa kız kardeşi, yabancı bir adamda çare aramış ama akrabalarından hiçbirine haber vermemişti giderken, onların yanına gitmeyi düşünmemişti.

 

En sonunda bir telefon geldi stüdyoya, genç bir kadın dedi ki, ben onu tanıyorum benimle aynı sığınma evinde kalıyordu.

 

Gece evden çıkmış meğer kadın, arkadaşıyla buluşmuş. Karakola gitmişler, kadın sığınma evine gitmek istediğini söylemiş. Onlar da işlem yapmışlar.

 

Konu böylece kapandı. Adamlar da elleri boş, evlerine döndüler.

 

Benim de bu olaydan sonra adını net olarak koyduğum bir duygu peydahlandı zihnime.

 

Bu şiddet gören kadınların hatta çocuklarının ölmesinin sebebi, aileleri ve akrabaları aslında.

 

Kadınlar evden çıkıp bir yuva kurduklarında ya da yuva kuracaklarını topluma ilan ettiklerinde, bir daha bu karardan geri dönemeyeceklerini düşünüyorlar.

 

Nişanı atarsan hakkımı helal etmem, ben akrabalarımın yüzüne nasıl bakarım diyen anne ve babaları var çünkü.

 

Nişanı attığı için kızlarına davranışları değişen aileler var çünkü.

 

Nişanlısı terk ettiği için akıl hastanesine yatan kadınlar var.

 

Kocası ölünce çocukları derhal kocasının ailesine verilip, kocasının kırkı çıkmadan öz anne babası tarafından, bu şimdi rahata alıştı ele avuca sığmaz, laf olur sağdan soldan diye, babası yaşında adamla evlendirilen yaslı kadınlar var.

 

O sefil kocanla evlenme diye sana kırk kere söyledik, eh sonunda sözümüze geldin. Evindir gel geri ama o sefilin çocukları bu eve giremez. Bırak baksın da aklı başına gelsin. Büyüdüklerinde sana gelirler zaten, diye kocalarından şiddet gören kızlarına, evlerini açan aileler var.

 

Kocasından ayrıldığı için görümcelerinin de erkek kardeşlerine evli olduğu zaman yardım etmediği kadar yardım ettiği bir dönem var. Annesinden çocuklarını kaçırdıkları dönem. Kardeşlerini bıraktığı için köşe bucak çocuklarını ondan kaçırıp yüzünü göstermeyerek gelinlerinden intikam alan görümce kadınlar var.

 

İmdat beni öldürecek, kokuyorum diye kapısını çalan kadınlara, başları belaya girmesin diye, kapılarını açmayan komşular var.

 

Karısını çocuklarını öldürürüm eve gelmezsen diye tehdit eden babaya mahkeme kararı olmasına rağmen çocukları, korkuyorum demelerine rağmen teslim eden dayılar var. Babaları teslim aldıkları çocuklarını öldürüp gel al çocuğunu diye telefon ettiğinde, bu kadarını beklemiyorduk diyen dayılar.

 

Arkadaşları, ailesi, patronları, iş arkadaşları, tanıdığı, tanımadığı herkes tarafından gülüşüne, eteğinin boyuna, dekoltesine dikkat etmesi istenen kocasından ayrılmış bir sürü kadın var.

 

Tetikte bekliyorlar, ilişkilerinin mesafesini ayarlamak için.

 

Kadınlar da hayatın içinde açtıkları alanları kolay kolay terk etmek istemedikleri için yalnız başlarına, sanki her şey kendilerinin suçuymuş gibi savaşıyorlar, başlarına gelen tüm olumsuzluklarla.

Oysa hiçbir şey tek başına oluşup süresini tamamlamıyor.

 

Kendiliğinden olup yok olan hiçbir şey yok bu hayatta.

 

İlişkilerde iki insanın karışımı başka bir karışımın ortaya çıkmasına neden oluyor üstelik.

 

Bir karışım bilge yaparken diğeri seri katile çevirebiliyor insanı.

 

Baktığımız şeyin her yerden görüntüsü farklı göründüğü gibi kadın cinayetlerinde de sadece bir suçlu aramak çözüme varmayan bir durum olsa gerek.

 

Zaten bu cümle de toptan sakat bir cümle, tamir edilmesi onarılması gereken durumlar var ortada. Suçlu kelimesini ortadan kaldırmak gerekiyor önce.

 

Cesaret gerekiyor.

 

Öfkesinden kendi kulakları sağır olmuş ağzından köpükler saçan birine sadece sarılmayı arzulayacak cesarete sahip birileri olmalı ortalıkta.

 

Vicdanları harekete geçirecek, beyne kan gitmesine sebep olacak o hareketi boynuna sarılıp omzuna dokunmayı birinin gerçekleştirmesi gerek.

 

Öfkesiyle, bu hayatın normal akışından çıkmış insanları yeniden akışa sokmak için cesur olmak gerek.

 

Güzel günlerde görüşelim, görüşmelerimiz iyiliklere vesile olsun.

 

Görüntülenme Sayısı: 93

ZUHAL ÖZDEN - SENARİST Yazarın Diğer Yazıları