Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

                                                      

 

            Bazı insanlar suç makinesidir.

            Kimisi adam kaçırır, kimisi cinayet işler, seri katillere bile rastlayabiliriz hayatta. Kimisi organize suçlara karışmıştır. Kimisi soygun düzenler, kimisi kundakçıdır. Kimisi vergi kaçırır.

            Toplumlar hiçbir zaman temiz toplum olamazlar. Suikastlar, kumpaslar, sahtekârlıklar, eşkiyalıklar, hırsızlıklar, korsanlıklar, yolsuzluklar, kaçakçılıklar toplumların kirlenmesine yol açmıştır.

            İşte bu öykümüzde de bir dolandırıcı ile karşılaşıyoruz. Bir sahtekârla.

            Rıfkı Bey, İzmir’deki reji memurluğundan emekli, halim selim, iyice yaşlanmaya yüz tutmuş, hoş sohbet, tatlı dilli bir insandı. Tütüne alışkanlığı memurluktan kalmalıydı ki devamlı sigara içerdi. Tabakasını yanında taşır, tütününü kendisi sarardı.

            Yıllarca kiralık yerlerde kalmış, ev sahibi olma özlemiyle emeklilik maaşının bir kısmını ev satın almaya ayırmıştı. Nihayet, ev alabilecek parayı bir araya getirebilmiş, arayış içersine girmişti. Nereden bilebilirdi ki sahtekâr bir müteahhidin kurbanı olacağını?

            Emekli reji memuru Rıfkı Bey’in saf bir kalbi vardı. Hiç kötülük düşünmezdi. Ara sıra, ufak tefek şakalar yapar, güzel maniler söyler, keyfi çok yerindeyse Hafız Burhan’dan gazeller bile okurdu. Çocukluğu Osmanlı toplumu içersinde geçmişti. Bu nedenle konuşmalarında Farsça, Arapça, Osmanlıca bazı kelimelere rastlanırdı. “Hasbinallah venivelvekil” çok kullandığı bir cümleydi. Arasıra iç çeker,”Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhül aliyyül azîm” diye dua ederdi. Cömert ve fedakâr bir kişiliğe sahipti.

            Bir yakını vasıtasıyla tanıştığı müteahhit, güya ona bir ev satmıştı. Ancak verdiği tapu sahte bir belgeydi. Müteahhit, aynı anda evi başka bir insana satmış; gerçek tapu sahibi evin kendisine ait olduğunu söyleyince yaşlı adam şok geçirmişti. İzmir Bozyaka’daki kendisinin zannettiği evde bir müddet oturan yaşlı çift gözyaşları içersinde tekrar kiraya çıkmak zorunda kaldılar. Elleri daima duaya açılan ihtiyar Rıfkı Bey bu sefer bedduaları dilinden düşürmez olmuştu.

            Bu dolandırıcı nasıl bir insandı? Yaşlı çiftten ne istemişti?

            Kalpazan müteahhit, yaşlı bir insanın güvenini istismar etmişti. Gerçek olmayan tapuyla hilekârlık yapmış, onu kandırmıştı.

            Yalancı, dalavereci, dümenci, tokatçı, üçkağıtçı müteahhit emekli ihtiyarcığı enayi, keriz, avanak yerine koymuştu. Kim bilir daha kaç masumun kanına girmişti. Kim bilir kaç yaşlıya, savunmasız, yalnızlık içinde yaşayan insana karşı dolaplar çevirmişti.

            Psikopat müteahhit; burnu büyük, insanları kandırıp paralarını çarpmaktan dolayı çok mutlu bir yaratıktı. Ne kadar çok insanı çarparsa, o kadar çok tatmin oluyordu. Hele meblağlar büyükse keyfinden geçilemezdi. Kendisine lüks arabalar, villalar, en modern cihazlar almış; hırsızlıkla kazandığı, soyduğu insanların tepesine adeta kuleler inşa etmişti. Herkese tepeden bakıyor, hiç suçluluk ve pişmanlık duygusu hissetmiyordu.

            Sahte faturalar kesiyor, resmi kurumlara vergisi çıksa dahi ödemiyor, adresler değiştirerek izini kaybettiriyordu. Nasıl olsa suç işlediğinin kanıtlanması çok zordu. Yargılanma ihtimali çok azdı. Yakalansa dahi rüşvet vermekte üstüne yoktu.

            Rıfkı Bey bunları bilemezdi. Dolandırıcının perde arkasındaki sahtekârlıklarını düşünemezdi. O, iyi bir vatandaştı. Devletine, milletine, insanlara güvenirdi. Aklına katakulli diye bir şey gelmezdi. Dürüst bir insandı. Dolandırıcı gibi namussuz değildi. Doğruluğunun, saflığının, iyi niyetinin kurbanı olmuş, binlerce lirasını aşağılık bir kişiye kaptırmıştı. İçi yanıyordu. Gençliğinde Ege’nin yiğit delikanlılarından biriydi. Yaşlılığında böyle soysuz bir yaratığa rastlaması onun ağırına gidiyordu. Günleri üzüntü içersinde geçmeye başlamıştı. Artık sandalye ile dans etmiyor, gazeller okumuyor, maniler söylemiyor, içtiği tütünden bile zevk almıyordu. Ya Rabbi; memleket ne aşağılık, dinsiz, kitapsız, imansız, soysuz şeytancıklarla dolmuştu.

            Dolandırıcı, çok kurnaz ve kumpas kurmakta bir hayli yetenekliydi. Rol yapmakta fevkalâde  ustaydı. Ağzı sürekli laf yapıyordu. İnsanları kandırmak için olmadık şeyler uyduruyordu. Tam bir maskaraydı, tam bir soytarıydı, ama çevresindekiler onu iyi bir zat olarak görüyordu. Önce dürüstlük numaraları yapıyor, sonra da insanlara kurnazca kazık atıyordu. Hain bir tilki gibiydi.

            İhtiyar Rıfkı Bey’i dolandırıp sokağa attıran bu vurguncuya sonunda ne oldu diyeceksiniz. Hiç! Gemiye atladı ve Kıbrıs Adasına kaçtı.

            Aslında kaçmasaydı da olurdu. Çünkü, nasıl olsa masum insanlara kurduğu tezgâhlar idam cezası ile sonuçlanmayacak, hapishanelerin doluluğundan çeşitli aflarla salıverilecekti.

            Yine de o, dolandırıcılık kariyerini Kıbrıs Adasında sürdürmeyi tercih etti. Emekli olmayı hiç düşünmüyor, yeni sahtekârlık projeleri ile haşır neşir durumda ve kendisini çok mutlu hissediyor.

Görüntülenme Sayısı: 386

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları