Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

                                                     

           

            Yıllar öncesinin Kuşadası. Hatırlıyorum. Sanki köy gibiydi. Biz Boyacıönü’nde otururduk. Boyacıönü, Hacı Feyzullah Mahallesinin iki dik yokuşunun birleştiği yerde, limanı gören yükseklikte yer alır. Fırıncı Durmuş’ un karşısında, Anıt Sokak’ta, anneanneme ait evde yaz günlerimiz neşe içinde ve romantik bir havada geçerdi.

            O sıralarda Kuşadası’nda apartman diye bir şey yoktu. Boyacıönü’ndeki boş arsalardan baktığımızda deniz olsun, iskele olsun, gemiler olsun, gayet net bir şekilde görünürdü. Manzara süperdi. Birkaç çam ağacı, karşılıklı eski fırınlar, küçükken elimizi yüzümüzü yıkadığımız çeşme, birkaç antika ahşap ev hâlâ durur Boyacıönü’nde.

            Deli Tahir denince önce işte bu çevre gelir gözümün önüne. Çünkü, Deli Tahir sık sık buradaki geniş arsaya gelir, etrafında dolanır, uzun uzun denize doğru bakar, sonra hüzünlü ve ağır adımlarla sallana sallana Boyacıönü’nden kaybolup evine giderdi. Bu yalnız adamın buralarda düşünceli şekilde ayakta durup sürekli mavi sulara doğru bakışı arasıra gözümün önünde canlanır.

            Deli Tahir, annemin amcasıydı. Çevrede böyle anılmasına bakmayın, biz ona Tahir Amca derdik. Dedemler; Namık, Tahir, Halil, dedemin kız kardeşleri Naime, Akife, Ayşe Halalar aslında soylu bir sülalenin insanlarıydılar. Babaları Tahirzâde Mustafa Bey, Osmanlı zamanında devlete vergi toplayan önemli bir insanmış. Kuşadası’nın ilk Belediye Başkanı Moralı Sarızâde Hacı İbrahim Ağa’nın kızı Feride Hanımla evlenmiş ve çok sayıda çocukları olmuş.

            Ömürleri yetmediği için Namık Amca’yı ve Halil Dede’ mi ben göremedim. Halalarımıza yetiştim. Onları her zaman saygıyla anarım. Naime Halam küçükken beni karşısına alır, sevgiyle şu dizeleri tekrarlardı:

            “Kardeşimin adı,

            Ağzımın tadı.”

            Kafkas cephesinde şehit olan kocası Yarbay Hasan Fehmi Bey’in acısını ömür boyu üzerinde taşıdı.

            Tahir Amca’ya niye “deli” dendiğini doğrusu pek anlayabilmiş değilim. Zira, genelde, deli denilince akla, taşkın hareketlerde bulunan, sağa sola saldıran, agresif insanlar gelir. Delilerden korkulur. Güven vermezler. Halbuki, Tahir Amca’mızı incelediğimde,  gayet aklı başında, sessiz sedasız, fevri hareketleri olmayan bir kişilik görüyordum. Hiç ses çıkarmadan, elinde bir çakıyla değnekleri yonttuğunu anımsıyorum. Soru sorulduğunda pek cevap vermezdi. Hep tek başına dolaşırdı. Kafasında eski bir köylü kasketiyle acayip bir siluet oluşturur, bazen heykel gibi bir yerde dikilir, gözleri uzaklara dalıp, sanki bir şeyleri özlerdi. Güldüğünü hiç görmedim. Neşeli değildi. Ama, sert bir yüze de sahip değildi. Sürekli melankolik bir halde hayatını sürdürüyordu.

            Şimdi kim olduğunu hatırlayamadığım bir insan, onun hakkında şunları söylemişti:

            “Zavallı Tahir. Gençliğinde bir kıza âşık olmuş. Ancak kızı kendisine vermemişler. O da böyle mecnun bir hale gelmiş. Bu garip halini görenler ona Deli Tahir demişler. Aslında çok iyi bir insandır. Buralarda hep böyle eski sevgilisini arar gibi dolanır durur. İçine kapanıktır. Kimseye bir şey söylemez. İnsanlarla konuşmaz. Kendi halindedir. Hep düşüncelidir. Dünya malına tenezzül etmez. Az bir yemekle yetinmek, birkaç giysi ile idare etmek, dolaşıp Ada’nın temiz havasını içine çekmek, uzaklara bakmak ona yeter.”

            Bazı insanlar, hayatta, çok içli, çok hassas, çok duygulu olurlar. Şüphesiz Tahir Amca’mız da böyle bir kişilikti. Gönül kırıklığı içersinde, mecnun bir hayat sürdürmüştü. Belki de dünyaya geldiğine bin pişmandı. Vadesinin dolmasını bekliyordu.

            Duygusal insanların genç yaşlarda hayal kırıklığına uğramaları bünyelerinde derin bir travma yaratıyor. Onlar için artık hayatın bir anlamı kalmıyor. Kimisi daha yoğun duygusallıklar içersinde intihara sürükleniyor. Tahir Amca, intihar etmemişti ama hal ve hareketleriyle bir ölüden farksızdı. Herhalde, geçmişe fena halde takılıp kalmıştı. Yaşananları unutamıyor, neşelenemiyor, hiçbir şeyden zevk almıyor, dünya nimetlerinden uzakta kalıyor, insan içine çıkmak istemiyor, yalnız yaşamayı yeğliyordu.

            Tahir Amca’nın deli mi, filozof mu, âşık mı, mecnun mu, mutlu mu, mutsuz mu olduğunu aslında ben tam olarak anlayamadım. Kapalı bir kutuydu. Bu dünya ona ait bir dünya değildi. Zoraki yaşamın sona erdiğini anladığında belki de çok sevinmiştir. Şüphesiz sevdiği insana artık kavuşacağı aklına gelmiştir.

            İşte Kuşadası’nda Deli Tahir diye anılan mecnun Tahir Amca’nın hayatı da böyle gelmiş geçmiş bir hayattı. Garip, sessiz, melankolik, duygusal, istenmeden yaşanmış bir hayat.

            Tüm sorunlara ve problemli insanlara rağmen; Kuşadası, olumlu bakanlara, pozitif düşünceli kişilere, havası ve deniziyle umut vermeye devam ediyor.

Görüntülenme Sayısı: 462

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları