Kuşadası Bugün
Parçalı Bulutlu
En Yüksek : 15°C
En Düşük : 4°C
Kuşadası Haberleri

FATİH DÖNMEZ - Tiyatrocu/Aktör

 

 

“Yahu kardeşim şarabına yazık,içsene şarabı,niye döküyorsun mezara? “diye bi ses duyduğumda irkildim.Anladım ki bir süredir dalmışım,mezarına bakarken  Can Yücel’in.

 

12 ağustos 2011 de,Can Yücel’in  ölüm yıldönümü anma etkinliklerinde oradaydım.Önce Can Yücel in şimdi bir kütüphane olarak,yalnızca ölüm yıldönümlerinde ve araştırmalar için açılan evine gittik.Evin yalnızca yıldönümlerinde ve  araştırmalar için açıldığı bilgisi evin kapısında YÜCEL AİLESİ imzasıyla asılıydı.Evde bir kasetten Can Yücel’in kendi sesinden şiirler okunuyordu.İçeride bir sürü insan,fotoğraflar çekiyorlar,duvarlardaki resimlere bakıyorlar,Can Yücel’in çalışma masası olduğunu tahmin ettiğim bir masaya konulmuş olan bir ziyaretçi defterine bir şeyler yazıyorlardı.Üşenmedim,biraz okudum o deftere yazılmış olan şeyleri.Çoğu,orada olmanın kendilerine neler hissettirdiğini yazıyorlardı.Kimileri de Can Yücel’in stiline benzetme kaygısıyla yazılmış şiirlerdi.Biraz şarap,biraz küfür,biraz serserilik kokan,kızgın şiirler gördüm.Bir süre sonra Can Yücel’in masasına oturmuş bir genç kız gördüm.O defterin başına geçmiş,eline kalemi almış,annesinin dijital fotoğraf makinesine gülümseyen bir poz veriyordu.Ama bir şey yazmadı.

 

 

Ne yalan söyleyeyim, kızdım o genç kıza da, annesine de.Aslında orada gördüğüm bir sürü insana ve olaya kızdım.Ama yine de yargılamamaya çalıştım.Orada gördüğüm hiçbir şeyi yargılamamaya çalıştım.Çünkü orası edebiyatımızın devlerinden birinin eviydi ve onun ölüm yıldönümünde,onun sevenleri gelmişti,içlerinden geldiği gibi davranmaya hakları vardı.Bazen bir şair ve onun ölümü söz konusu olduğunda herkesin salakça şeyler yapmaya hakkı vardır.

 

 

Sonra şairin bahçesine çıktım, asmasından üzüm koparıp yedim, taraçaya çıktım. Taraçada tam öğleden sonra güneşi kanepeye vuruyordu. Oturdum o kanepeye ve bir süre alnıma vuran güneşi hissetmeye çalıştım. Hayal ettim: Can Yücel öğleden sonra o kanepeye oturmuş rakı içiyordu, ya da balık temizliyordu, ya da içerideki eşine laf yetiştiriyordu ya da kitap okuyordu ya da şiir yazıyordu. Orada oturdum ve bir şairin kafasını anlamaya çalıştım.Unutmayın,bir şair ve onun ölümü söz konusu olduğunda  herkesin salakça şeyler yapmaya hakkı vardır.Benim de.

 

 

Sonra Can Yücel evinin hemen bitişiğindeki kafeye oturdum. Arkadaşlarım orada bekliyordu. Yanlarına gittim ve bir limonata söyledim. Daha limonata gelene kadar Zeynep, Can Yücel ve onun şiiri ile ilgili bir panelde tanık olduğu,çok trajik bir bir olayı anlattı: Kim olduğunu bilmediğim bir adam Can Yücel’le ilgili biraz konuştuktan sonra “izninizle bir şiirini okumak istiyorum” demiş, başlamış okumaya. Birkaç satır okumuş ki, Can Yücel’in kızı “bu şiir babamın şiiri değil” diyerek kesmiş adamın lafını.Buz gibi bir sessizlik olmuş.Adam bir anda kıpkırmızı kesilmiş.Can Yücel’in kızı adama “siz bu şiiri internetten mi bulup okudunuz” diye sormuş,adam da “evet” demiş.Sonrasını izlememiş Zeynep,çıkmış limonata söylediğim kafeye gelmiş.Hemen aklıma facebookta sık sık gördüğüm,saçma sapan laflar ve şiirlerin Can Yücel,Nazım Hikmet,Orhan Veli,Oscar Wilde imzalarıyla yayınlanmaları geldi.Biz ne ara bu bu kadar vurdumduymaz,bu kadar lakayıt olduk kardeşim?Başımıza ne geliyorsa,bu yüzden mi geliyor acaba?Neyse,bir şairin ölümüyse söz konusu olan,herkesin salakça şeyler yapmaya hakkı vardır...

 

 

O sırada limonatam geldi, içtim.Can Yücel’in mezarına gitmek için hazırlandık,hesabı istedik. Limonata 6,5 liraymış. İçimden “eminim Can Yücel burayı hiç sevmiyordu” diye geçirdim. Mezara gittik.

 

 

Mezarın başında anma için gelmiş bir sürü insan vardı. On metre ilerideki bir başka mezarda da bir cenaze töreni yeni bitmişti,merhumun ailesi hala mezarın başında oturuyorlar,ağlaşıyorlardı.Kafamı tekrar Can Yücel’in mezarına çevirdim,mezarı inceledim.Bir fotoğrafını çektim.bir ana rahmine giden yol,yolun sonunda rahmin içinde bir bebek yatıyor,yolun başladığı yerde de düz mermer üzerinde “NE KADAR YALANSIZ YAŞARSAK O KADAR İYİ” satırı,ve altında Can Yücel’in imzası. O kadar. Ne bir mezartaşı,ne doğum ve ölüm tarihleri,ne RUHUNA FATİHA yazısı….. Hiç bir şey….Ha  bir de mezarın yanına konulmuş iki tane yeşil şarap şişesi.Hemen anladım ki, o şişeleri oraya Can Yücel’i anmaya gelenler koymuştu.ortalık şarap içen insanlarla doluydu.ve herkes şaraplarının bir kısmını mezara döküyordu.O anda bir ölünün arkasından yapılan türlü çeşit ayin ile, mezarının başında şarap içmenin aynı şey olduğunu anladım.Ama bir şairin ölümü söz konusu olduğunda herkesin salakça şeyler yapmaya hakkı vardır.

 

 

Bir mermer parçasının üstüne şarap dökmenin,12 yıl önce ölmüş olan bir insan için ne anlamı olabilirdi? Bir ölü için bu dünyada onun arkasından düzenlediğiniz bir saygı gösterisinin ne anlamı olabilirdi?Sonuçta artık o,ölüydü.Yoktu.Gitmişti. Onun için dua etmenin ölüye bir faydası var mıydı?

 

 

Anladım ki, ölü olunca insan, ne şair ne de çoban olmak fark eder. Anladım ki insanlar arkandan türlü çeşit salaklık yapar. İşte bunları düşünürken  “Yahu kardeşim şarabına yazık, içsene şarabı, niye döküyorsun mezara? “ lafıyla irkildim. Bir mezara şarap dökmenin büyük saygısızlık olduğuyla bir tartışma başladı insanların arasında.Sanki Can Yücel’in çok da umurundaymış gibi.Biz döndük arkadaşlarla Datça’ya.

 

 

Aradan bir hafta geçti ya da geçmedi, gazetelerde Can Yücel’in mezarının vandal kişiler tarafından parçalanmasıyla ilgili haberleri okudum.Çeşit çeşit haber,yorum vardı: AKP ilçe başkanı mezarı hedef göstermiş,provokasyon varmış,mezarı yıkabilirlermiş ama,şairi yıkamazlarmış,dokunanlara lanet olsunmuş,mezara şarap dökülmezmiş,hayır efendim dökülürmüş,onun vasiyetiymiş,dinen ölüye saygı göstermek lazımmış,içkinizi de evinizde içinmiş,istediğim yerde içerim sana neymiş, vesaire vesaire…Sanki Can Yücel’in çok da umurundaymış gibi.Aklıma Can Yücel evinin bulunduğu CAN YÜCEL SOKAK ta duvarda da yazan bir CAN YÜCEL şiiri geldi:

 

 

 

 

 

en uzak mesafe ne afrika'dır,

ne çin,
ne hindistan,
ne seyyareler
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
birbirini anlamayan.

Görüntülenme Sayısı: 1511

FATİH DÖNMEZ - Tiyatrocu/Aktör Yazarın Diğer Yazıları