Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

            Atalarım Giritli. Girit’in doğusunda da Rum katliamları başlayınca çok küçük yaşlarda ağababamlar önce Bodrum’un karşısındaki İstanköy Adasına gelmişler. İstanköy’de eski Türklerin mahallesi olduğu gibi yeni gelen Giritli Türklerin de mahallesi oluşmuş.

 

            Babaannemizin on iki çocuğundan sekizi yaşayabilmiş. Sekiz oğlan kardeşin üçüncüsü olan babam, İstanköy’de ilkokul üçüncü sınıfa giderken zelzele meydana gelip okul yıkıldığı için okuyamamış. Karşı kıyıdaki Bodrum’a taşınmışlar. Oradan da Karşıyaka’ya. İzmir Karşıyaka’da kalabalık aile iş bulamayınca Söke’ye taşınmışlar. Söke’de kardeşler esnaflık yaparak geçimlerini sürdürmeye çalışmışlar.

 

            Söke’ye ilk gelen Giritliler Abelâki’ye yerleşmeye çalışmışlar. Abelâki, Kuşadası’ndan Söke’ye girişte sol tarafta yer almaktaydı.

 

            Bizim mahallenin ilk adı Sultaniye Mahallesi imiş. Daha sonra adı değişmiş, 27 Mayıs Mahallesi olmuş. Sonra bir ihtilâl daha ve 12 Eylül’den sonra adı Atatürk Mahallesine dönüşmüştür. Giritliler; Konak, Kemalpaşa Mahallelerinde de oturmuşlardır ancak bizim mahalle Giritli Türklerle oldukça yoğunluklu bir durumdaydı.

 

            İstasyon ile eski hastane arasındaki sokağın adı Kireççi Sokak idi. O zamanlar daracık bir sokaktı. Şimdi büyük bir cadde haline geldi. Hastane de değişti. İstasyon ise eski yoğunluğunu yitirdi. Daracık sokaklara sahip mahalle, caddeleriyle büyük şehirleri andırır oldu.

 

            İnsan doğduğu, çocukluğunun geçtiği yerleri hiçbir zaman unutamaz. Ben de unutamam. O yıllarda mahallemizde az sayıda sokaklar vardı. Çünkü nüfus çok azdı. Evler en fazla ikişer katlıydı. Genelde; bahçeli bahçeli, şirin şirin evler.

 

            Neler mi hatırlıyorum bu sokakta, bu mahallede?

 

            Arnavut taşından örülmüş uzunca bir sokak. Tahtadan çakılmış kalın çitler, çitlerin arkasında yüksek kavak ağaçları. Onun da arkasında tren rayları. Ara sıra gelip geçen kara tiren. Tiren yolu çevresinde binbir türlü ağaç. Dut ağaçları, erik ağaçları, frenk elması ağaçları. Karşıdan görünen kocaman bir Tariş yazısı. Altında, pamuk işletmeleri. Traktörler, pamuk balyaları, çırçır işçileri, üzerlerine preseler yüklenmiş römorkler, kamyonlar.

 

            27 Mayıs Mahallesinde birbirleriyle Giritlice konuşan Giritliler otururdu. Mahallede çok az yerli bulunduğu ve Giritliceden anlamadıkları için Giritlilerle anlaşmaları çok zor olurdu. Bazen elle yaptıkları işaretlerle anlaşmaya çalışırlardı. Biz Giritli çocukları bile ninelerimizle zor anlaşırdık. Babalarımız ya da dedelerimiz devreye girer, Giritliceyi Türkçeye çevirerek meramlarını anlamamıza yardımcı olurlardı. Bereket versin İbrahim ağababam hem Türkçe, hem Giritlice, hem Osmanlıca, hem de İtalyanca bilirdi. Aramızda büyük bir tercümandı. Çok iyi hatırlarım, mesela babaannem bana elmayı uzatır, elmanın Türkçesini söylememi isterdi. Ben Türkçesini söylerken o da bana Giritlicesini ( Milo ) söyler, böylece ikimiz de farklı dillerde elmanın söylenişini öğrenmiş olurduk. Böyle böyle Giritlicemizi geliştirirdik. Üst kuşak Giritlice, orta kuşak karışık, bizim kuşak ise Türkçe konuşurduk.

 

            Biz Giritli çocukları Ahmet, Mehmet, Mustafa, Ali, Hüseyin, Halil, Sedat, İbrahim, Necdet, Recep, Hasan kendi aramızda futbol takımı kurar, Deponun Önü dediğimiz toprak alanda top oynardık. Evler arasındaki geniş boşluklarda çelik çomak, bilye, fırıldak oynadığımız da olurdu. Daha büyük arazilerde babalarımızın yaptığı uçurtmaları uçururduk. Amcaoğlu Hüseyin’le evlerinin altındaki taşlıkta askercilik oynadığımı anımsıyorum. Gazoz kapakları, tiren biletleri, tahta parçacıkları, çeşitli taşlardan ordularımız, askerlerimiz, kalelerimiz, fillerimiz, atlarımız, toplarımız, tüfeklerimiz vardı. Heyecanlı bir şekilde savaşırdık.

 

            Babaannemizin, mahalle arkadaşlarıyla avluda her gün sohbet ettiğini, kirmandola dediği aletle yün eğirdiğini hatırlıyorum. Rahmetli, mevlitlere gitmeyi ve mevlit dinlemeyi çok severdi. Radyoda mevlit okunduğunda gürültü yaparsak, ‘Sopa more mimilis!’ (Susun len ses çıkarmayın!) diye azarlardı. Şarkıları dinlemeyi de çok severdi. Özellikle, içinde ‘Leyla’ ismi olan şarkıları. Bir de en çok sevdiği bir şarkı vardı : Kadifeden yeleği, kahveden gelir sesi, oturmuş kumar oynar, ah ciğerimin köşesi!

 

            Bizim Giritli mahallesinin insanları da bütün Giritliler gibi bir vatan kaybetmiş insanlardı. Mallarını, mülklerini, arsalarını, evlerini, arazilerini, hayvanlarını, her şeylerini Ada’da bırakmak zorunda kalmışlardı. Türkiye’ye geldikleri zaman yoksulluktan yiyecek bulamamışlar; dağlardan, bahçelerden ot toplayıp pişirmişler, bu şekilde karınlarını doyurmuşlar. Yine de tevekkül sahibi insanlardı. Allaha karşı isyan ettiklerini hiç görmedim. Yaşadıkları büyük travmaya cesurca sabrediyorlardı. Sanki; savaş, soykırım, katliamlar, onların başlarından geçmemişti. Atatürk ve cumhuriyete büyük sevgi ve saygıları vardı. Yeni düzene dört elle sarılmışlardı. Çok çalışıp kendilerini toparlamaya gayret ediyorlardı.

 

            Bizim mahallenin Giritlileri arasında marangozlar, yoğurtçular, terziler, tüccarlar, kunduracılar, cümbüşçüler, peynirciler, balıkçılar, berberler, elektrikçiler, çaycılar, yağlı boyacılar, şapkacılar, taksiciler, sütçüler, sabuncular, at arabacıları, muskacılar, nazarcılar, çizmeciler, aşçılar vardı. Sanat sahibi insanlardı. Mahalle mahalle dolaşıp filiskin suyu, kekik suyu, adaçayı ve çeşitli otları toplayıp satanlar vardı. Mahallemizin savaşa katılmış Kuvayımilliyecileri, efeleri, kızanları da vardı. Evinde çok sayıda kedi köpek besleyen hayvansever Alman Aysel Teyze de bizim mahallede otururdu. Bizim sokaktan geçerken etrafında kedileri toplar, onlarla konuşurdu.

 

            Mahallemiz bizim büyük dünyamızdı. Adeta her şey burada dönerdi. Misçilerdeki toprak top sahası bizim için mutluluk sahasıydı. Ara sıra burada panayırlar da kurulur, luna parklar ve sihirbazlar dünyamıza renk katarlardı. Söke parkı bizim cennet yeşil alanımızdı. Hastane bahçemizde çam ağaçlarına çıkıp kozalak toplar, bol bol küner yerdik. Pazar yeri de bize çok yakındı, envai çeşit meyve ve sebzeler satılırdı burada. Ramazan günlerinde mahallemizde anneannemle yeni yapılan camiye beraber gidip namaz kıldığımızı hatırlıyorum. İlk, ortaokul ve lise de bize çok yakındı ve bizim için büyük bir eğitim yuvasıydı. Etrafımız çırçır fabrikalarıyla çevriliydi. Biraz başımızı kaldırdığımızda karşıda Samson Dağlarını görürdük. Küçüklüğümde bu kocaman dağda büyük bir yangın çıktığını, günlerce geceleri dağın kıpkızıl bir hal aldığını hatırlıyorum. Sık sık evimizin terasına çıkar, uçsuz bucaksız Söke Ovasını seyrederdim. Geceleri Bağarası’nın, Koçarlı’nın ışıl ışıl yanan ışıkları gözümün önünden hiç gitmez.

 

            Acı ve tatlı hatıralarıyla bizim Giritli mahallesi artık gerilerde kaldı. Giritli çocukları buradan yurdun dört bir tarafına dağıldı.

 

            Aaahhh geçmiş…Aaahhh geçmişte yaşananlar… Senede bir kez de olsa…Tekrar geriye dönebilseler…(Bir Girit manisi).

Görüntülenme Sayısı: 116

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları