Kuşadası Haberleri

NAZLI ÖZGÜVEN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bundan yaklaşık yirmi yıl önceydi… Kuşadası gemi limanın karşısındaki Grand Bazaar’da annem ve babam ile birlikte bir aile dostumuzun evine hediye alabilmek için büyük bir hediyelik eşya dükkanına girmiştik. Geleneksel Türk motiflerinin hakim olduğu çiniler, mermerden biblolar, tavla ve satranç takımları, bakır işlemeli hediyelikler vs…  O gün büyük bir yolcu gemisinin de olması ile birlikte dükkanın içerisi sokaktaki diğer dükkanlarda da olduğu gibi tıktım tıklım turist kaynıyordu. O yıllarda oteller, plajlar, restoranlar her zaman kalabalık, hatta Güvercinada bile sabah akşam cıvıl cıvıldı. Babam ve annem bir hediyelik eşya beğenip fiyatını sormak istediler. Üç dört kez seslenmemize rağmen, bizim Türk olduğumuzu fark eden dükkan sahipleri turistlerden başını kaldırıp yüzümüze bile bakmamışlardı. Annem her zaman gibi modern giyinen bir hanımefendi, babam da yanında daima şık ve tıraşlı bir beyefendiydi. Yaşımın on üç olmasından mütevellit bizimle neden ilgilenmediklerine anlam verememiştim; çünkü ticaretin ne olduğunu, para kazanabilme hırsının insanın gözünü nasıl döndürebileceğini, müşteri kaybedebilme ihtimalinin bile o dönem para içerisinde yüzen esnaf için her hangi bir anlam ifade etmediğini anlayacak yaşta değildim.

 

Yıllar hızlıca akıp geçti. Ben de üniversiteden mezun olduktan sonra aşık olduğum Kuşadası’na annem ile birlikte yerleşme kararı aldım. Yıllar içerisinde Kuşadası’nın o güzel yeşil dokusunun rant ve para için nasıl binalarla çirkinleştirildiğini, asıl adalılarla dolup taşan Hacıfeyzullah ve Camiatik mahallelerinin zaman içerisinde yerini yıkık dökük binalara bırakıp terk edildiğini, adalı bir çok esnafın dükkanlarını para için Kuşadası’na göçüp gelmiş doğulu kardeşlerimize hızlıca devrettiğini, hatta evimizin sokağı olan Orient Bazaar’ dan geçerken yıllar içerisinde laf atan esnafın seneden seneye ne kadar çok arttığını da üzülerek gözlemlemiş oldum. Kuşadası artık bir tatil kasabası değil; çirkin ve yüksek binalarla işgal edilmiş, halkının küçük bir metropolleşmeye uğrayarak adalı kültüründen uzaklaşıp sadece Turistlerin alışveriş yapabileceği veya barlarda eğlenebileceği denize kıyısı olan sıradan bir kente dönüşmüştü.

 

Nereden bilebilirdi ki zaman içerisinde uygun fiyatlara çoğunluğu da Çin’den getirilen halıların, en az yüz yıllık Turkish hand made adı altında milyon dolarlara daha fazla satılamayacağını… Ülkemize tatil için gelmiş birçok turist misafirimize değeri en fazla 1500 – 2000 TL olan bir pırlanta yüzüğü 3.000 – 4.000 dolarlara kolaylıkla satabilen esnaf kardeşlerimin; yüzüne bakılmayan, fiyatını sorduğunda bile cevap alamayan Türk müşterilerini az kazanacağını bile bile güler yüzle karşılanıp kapılarda uğurlanacağını, o günlerde kim tahmin edebilirdi… Sezonda iyi kazanmasına rağmen Kuşadası’nda her hangi bir esnafa sorduğunuzda her yıl kan ağlardı verdiği cevaplarda. Bu günleri yaşayacağımızı hiç tahmin edemeden şikayet ederdik sezonun daha da iyi geçmemesinden; ama öte yandan bir bakardınız dolup taşmış kış günlerinde en lüks restoranlar, spor salonları ve çoğunluğu satılmış Kuşadası Ege mahallesinde yapılan en lüks konutlar dairesi 500.000 – 600.000 Tl’lere…

Bu varlık dolu günler belki de geçmişte kaldı ve 2016 yaz sezonu maalesef kötü dediğimiz günlerin daha da kötüsünün yaşanabileceğini göstermiş oldu bize. Geçmişte yerli turiste veremediğimiz değerin ne kadar da kıymetli olduğunu öğretti yaşadıklarımız. Ardı ardına kapatılan kepenkler, yüz yıllık olmayan bir halının ne kadar da uygun fiyatlara satılabileceğini ispatladı adeta…

 

Biz bunları hak ettik mi? Orası bilinmez ama bu yaşadıklarımızın bizi, işini çok daha iyi yapan birer bireye dönüştüreceği kesin. Hatta Belediye başkanımızı seçerken ne kadar dikkat etmemiz gerektiğini, oy kullanırken ne kadar düşünmemiz gerektiğini, satacağımız ürüne ne kadar değer biçmemiz gerektiğini ve o kapıdan giren her müşterinin gelecekte ne kadar kıymetli olabileceğini öğrettiği de kesin.

 

Öğrendiklerimiz ve daha öğrenebileceklerimizle gelecekte çok güzel sezonlar yaşamamızı diliyor, toplum olarak hepimizin bu zor günleri aldığımız derslerle birlikte, elbirliği ile en kısa sürede atlatabileceğimize inanıyorum.

 

Sevgilerimle…

 

 

 

Görüntülenme Sayısı: 466

NAZLI ÖZGÜVEN Yazarın Diğer Yazıları