Kuşadası Haberleri

NAZLI ÖZGÜVEN

Resim 

 

 

     ‘’Ben yetiştirdiğimden bu yana çiçek açtığını görmedim.’’ Denilerek bana satılan bu koca dikenli yabani kaktüs, acaba bu soğuklarda neden çiçeklerle donattı çevresini?  

 

     Sabırla fısıldadığım her sevgi cümlesini aynı dili konuşamasak da anlayabilen ve bana çiçekleriyle teşekkür edebilen bu yabani denilen kaktüs, belki de ilk defa öpülmüştür şefkatle. İlk defa içtiği su bir başka tatlı gelmiştir veya ilk defa önemsenmiştir güneşe göre sürekli yeri değiştirilerek…  

 

     Bir bitki ile bir insan bile kalpten istediğinde bu kadar güzel anlaşabiliyorken, aynı dili konuşabilen biz insanlar neden bu kadar zorlaştırıyoruz kendimize hayatı? Sevginin üstesinden gelemeyeceği hiçbir güç yokken neden öfkelerimizde boğuyoruz sevdiklerimizi?  

 

     Oysa sevgiye bulansa bütün dünya, dile gelse tüm güzellikler her bir canlı için; sahip olduğumuz her şey hala bize aitken kıymeti bilinse bu yeryüzündeki her şeyin. Aşk olsa, vefa olsa, şefkat olsa, kardeşlik olsa ve rengarenk çiçeklerle karşılık bulsa bütün hayatımız ne olur? 

 

     Aslında tek sorun; aşkın hayatımızdaki büyük eksikliğidir. Bir karşı cinse, kendimize, doğaya, yeryüzüne, annemize, tüm canlılara, bulutlara, kuşlara ve denizlere… Koşulsuz her şeye olan aşktır bütün insanlığı kurtaracak.  

 

     Yeryüzünde insanların çoğu aşkı bildiklerinden emin yaşarlar; fakat bu dünyanın en yüce hissi ile alakalı bildikleri en ufak bir şey yoktur. Sevgiyi, merhameti bildiklerini zannederler; hoşgörüyü ve anlayışı barındırdıklarını düşünürler, hatta empatiyi koşulsuz kurabildiklerini ifade ederler; ama dünyanın şu anda böyle olduğunun bir ispatıdır hepsinin koskoca bir yalan olduğu. Ayrılıklar, anlaşmazlıklar ispatıdır aşkın henüz çoğu insan tarafından keşfedilememiş olduğu. 

 

     Aşk gerçekten nedir? Kimsenin iki cümle ile tarif edemediği, hatta kendi ile baş başayken gerçekten hiç aşık oldum mu? Diye sordurabildiği, ilk görüşte yeni fönlenmiş bir saça ve topuklu ayakkabı seslerinin yarattığı aptallığa aşk dedirten saçmalığa kendini inandırdığı bir his midir? 

 

     Peki, aşk gerçekten nedir? 

 

     Aşk, heyecanı mest olmanın ötesinde koşulsuz ve kuralsız yaşayabilmektir.  

 

     Aşk hayranlığı putlaştırmadan usul usul, her gün gözlerinin içerisine sakince bakarak ve o muhteşem enerjiyi koruyarak besleyen, bir kuşkonmaz çiçeğine dokunuşun narin hassasiyeti ile her söze, her kelimeye dikkat ederek takvim yapraklarını aynı kişi ile birlikte çevirebilen tek bir bedendir.  

 

     Aşk sadece bir şarkı değildir; histir, sözdür, bestedir, güftedir. Aşk dokunuşların ve sıcaklığın her zaman ötesinde bir duygudur. Beynin ve kalbin el ele tutuşup verdiği bir karardır aşk. Anlık değildir, aylık değildir. Aşk, yıllar geçse de hep taptaze duran bir ziyafettir.  

 

     Anlayışı, istekli olma ile yoğuran, kaybetme düşüncesinin felaket olabileceği her an toparlandıran bir yaşam felsefesidir aşk. Özen göstermektir, dikkat etmektir, hassasiyettir. Onun gibi düşünebilmek, onun da senin gibi düşünebilmesidir. Kesinlikle verilen tüm sözleri zamanında yere getirebilmektir. Bencilliğin asla barındırılamayacağı, ihtimalinin ve denenmesinin bile onu yavaş yavaş öldürebileceği büyük bir hissiyattır aşk.  

 

     Aşk, aşkın verdiği o haz ile etrafa saçılan bir sevgi hastalığıdır. Bir kediyi okşarken, bir çocuğa bisküvi uzatırken, bir markette alışveriş yaparken etrafınıza saçtığınız binlerce gülücüklerin toplamıdır.  

 

     Aşk, hiç kimseye ve hiçbir şeye bencillik duymamaktır. Hiçbir savaşa sessiz kalmamaktır. Hiçbir acıya duyarsız olmamaktır.  

 

     Aşk hayatımızı tamamı ile değiştiren; bizi, değerlerimizi ve başarılarımızı sadece yukarı çeken, destekleyen, bizi karşı taraf ile tek vücut yapan sihirli bir boyuta geçmektir.  

 

     Sadece aşk ile yapılan evliliklerden çok sağlıklı nesiller yetişebilir. Aşk ile tek vücut olmuş bir çift nazikçe, anlayışla ve çok özel bir disiplin ile büyütür aşkının meyvesini.  

 

     O meyve büyür; faydalı, sevgi dolu ve etrafına mutluluk saçan bir birey olur zaman içerisinde. O da eşine bakar gözbebeği gibi; dokunmasını bilir, konuşmasını bilir, anlayabilmesini bilir dikkatlice dinleyerek. Eşi de kaybetmemek için bu sihirli hayatı her gün daha nasıl mutlu edebilirim diye sorar, çabalar ve cevaplarını yaşatır bağlılığı ile. O evde, çiçek açmayacak çiçekler bile her zaman şaşırtır misafirlerini, rengarenk donatırlar bir teşekkür gibi çevresini.  

 

     İşte sadece bu bireyler yardım edebilir tüm insanlığa, katledilen doğaya ve tüm sokak hayvanlarına. Bu bireyler kurtarabilir dünyayı yine aşklarının meyvelerini büyüterek kuşaktan kuşağa… Yine bu bireyler bitirebilir savaşları, acımasızlığı, merhametsizliği, yalanı ve duyarsızlığı… Bu bireyler verebilir yeni nesillere tertemiz bir dünyayı. Kuşun, böceğin, çocuk kahkahalarının ve güneşin her gün ışıklarının içinde sıcaklığını sürdürebilir asırlarca.  

 

     Eğer sadece gerçek aşk eksikse hayatımızda… Elimizi tutabilene, kendimize, insanlığa ve tüm doğaya; ne olur yarın açabilsek gözlerimizi sevgi dolu bir dünyaya…  

 

     Kalpten konuşarak,  

 

     Kalpten yaşayarak, 

 

     Ve kalpten severek deneyebilsek her şeye karşı durmaya, ne olur…    

 

Görüntülenme Sayısı: 781

NAZLI ÖZGÜVEN Yazarın Diğer Yazıları