Kuşadası Bugün
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
En Yüksek : 30°C
En Düşük : 20°C
Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

 

 

            Aleyna anlatıyor:

            Babanıza bazen çok kızgın olabilirsiniz. Ona dargın olabilirsiniz. Hatta onu anlamıyor bile olabilirsiniz. Ama baba sevgisi o kadar güçlü bir şey ki bir olayda yeniden o sevgiyi hatırlayabiliyorsunuz.

            Bir babanın varlığının ne demek olduğunu ne zaman anlıyor insan biliyor musunuz, onu kaybetmek ile karşı karşıya kaldığınız zaman.

            Çevremde çok duyardım babası hastalanmış, babasını kaybetmiş…Üzülüyor insan ama gerçekten başına gelmeyince anlayamıyor.

            Keşke bu hayat deneyimini hiç yaşamasaydım ama maalesef bu deneyimi yaşayarak öğrendim. Ve unuttuğum bir şeyi hatırladım. Kader var. Kader gerçekten de kendi bildiğini okuyor.

            Her ailede olduğu gibi bizde de yılbaşını kutlamak, yeni gelen yılı iyi dileklerle ve en iyi şekilde kutlayarak karşılamak bizde de bir aile geleneği idi. Bir gün öncesinden yapılacak yemeklerden ikram edilecek pastaya kadar her şey hesaplanmıştı.

            30’unun gecesi annemin mesajıyla uyandım. Aramış ama duymamışım. Whatsapptaki mesajın sesine uyandım. Telefonu elime alırken dedim yine bir şey isteyecektir kesin. Bu düşünceler aklımdayken mesajı açtım. Mesaj tam bir dehşetti.

            Yanlış mı okumuştum yo hayır ayan beyan doğru okumuştum. Mesajda hastanede olduklarını ve babamın kalp krizi geçirdiğini, işten izin alıp gitmemi istiyordu. Hemen annemi aradım, ağzımdan çıkan ilk kelime “ciddi misin?” oldu. Beynim hâlâ bir şaka olabileceğini düşünmek istiyordu. Annem ise gerçeği bana anlatmaya koyulmuştu bile. O anlatıyor ben ise duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum.

            Sanki bir nevi şok geçiriyordum. Telefonu kapattım ama hâlâ her şeyin bir şaka olduğunu düşünüyordum. Aslında düşünmüyordum, düşünmek istiyordum. Tekrar yorganı üzerime çektim ve dedim ki bu bir şaka ya da rüya. Uyandığında direk işe gideceksin, akşam da Aydın’a gideceksin. Ama uyumak ne mümkün? Uyumasam da hâlâ içimden bu bir şaka olmalı keşke şaka olsa dedim. Zaten gün ağarmadan yola çıkamazdım. Saat 6 olmuştu. Hâlâ yatağın içindeydim. Hem çok üşüyordum hem de olanların gerçek olduğunu kabullendikçe uykum geliyordu. Kafamda bir sürü şey vardı, hem düşünebiliyor, hem de düşünemiyordum. Derken içim geçmiş, annemin telefonuna uyandım, sesi daha önceki duyduğum sese nazaran daha iyi geliyordu. Son durumu haber veriyordu bana.

            Telefonu kapatınca lavabonun yolunu tuttum. Böyle zamanlarda insana en iyi gelen şey su. Yarım saatten fazla suda kaldığıma eminim. Çıktığımda ise artık adam akıllı düşüncelerimi yönetemiyordum, bir saniye önce düşündüğüm şeyi unutuyordum. Neyse kendimi biraz toplayıp işyerimi aradım, durumu anlattım, izin istedim.

            Çantama ne koydum, yanıma neler aldım bilmiyorum bile, aklımda olan tek şey babamın eşofman takımları ve birkaç eşyasını almam gerektiği idi. Saat dokuzda evden çıktım. Minibüsü çağırdım. Hâlâ tarifi olmayan o aradaydım, kafam yerinde değildi.

            Aydın’a gidişim zor oldu. Yol bitmek bilmedi. Hem çok üzgün, hem çok sinirliydim. Birisinin küçücük ters bir hareketine bakıyordum tekme tokat dalabilmek için. Ve işte o zaman anladım ki baba olmadan hayatı devam ettirmek imkânsızdı. Hiçbir şey yapmasa bile onun varlığı yetiyordu.

            Bir abiyi, ablayı, kardeşi kaybettiğiniz zaman hayat bir şekilde devam eder ama bir anne, bir baba olmadan hayat nasıl devam edebilir, biz nasıl yönümüzü bulabilirdik ki?

            Ben bunları düşünürken nihayet Aydın’a gelmiştim. Hastaneye gidemedim. Gitsem de zaten babamı göremeyecektim.

            Direk eve gittim, her yer her yerdeydi. Evi topladım. On iki gibi annem geldi, yorgundu, üzgündü ama yine de dimdik ayaktaydı.

            Telefonlar hiç susmuyordu. Annemin, babamın, benim bazen aynı anda çalıyor, bazen de arka arkaya çalıyordu.

            Akşam 5’te babamın yanına gittik annemle. İlk defa onu hastane yatağında gördüm. Belli etmedim ama yakıştıramadım babama. Duramadım da zaten orada. 8’e kadar kafeteryada bekledik. Akşam 8’de babamı odaya aldılar. Odasına çıktım. Yine duramadım. İyi ki annem biz gidelim dedi de o zor durumdan kurtardı beni. Ona moral vermek istiyordum ama o gücü kendimde bulamıyordum.

            Annem ile ikimiz eve geldik.

            Ertesi gün hastaneye gidecek cesareti yine bulamadım kendimde. Bu sefer kurtarıcım yağmur oldu.

            Umarım ikinci görüntüyü asla görmem ve anladım ki kız çocukları babalarına boşuna âşık olmuyorlarmış.

Görüntülenme Sayısı: 282

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları