Kuşadası Haberleri

NAZLI ÖZGÜVEN

 

 

             ‘’Bu sabah düştüm vatanımın kalbine giden yollara.

 

              Tam otogardan çıkarken durdurdu bir amca arabayı.

 

              Durun dedi, beni de alın; patlamada bir yakınım vefat etti.

 

              Sesi titriyordu, ağlamaklı gözlerle sanki bir türkü mırıldanıyordu dili;

 

             ‘’Ankara’nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak…’’

 

              Bir ben mi duydum ağıtını derken, döküldü yaşlar gözümden.

 

              Sonra fark ettim ki unutmuşum, herkesin sağır olduğunu.

 

             Gözlerim dolu dolu, oturdum tekrar yerime; başın sağ olsun amcacığım dedim derin mavi gözlerine…’’ 

……

 

            Hep diyoruz ya, ‘’Fırıncı amca açmalı fırınını bugün yine, okullar dolup taşmalı pırıl pırıl öğrencilerle… Sen yine saçını taramalısın, yine tertemiz giyinmeli, yatağını toplamalısın. Güzelce işine yola koyulmalısın benim dediğim güzel ülkenin topraklarında… ‘’

 

            Ama yine düşünebilirsin işe giderken, akşam yemek yerken veya televizyon izlerken neyin doğru neyin yanlış olduğunu, ne kadar sağır veya ne kadar kör olduğumuzu, nelerin oyun, nelerin gerçek olduğunu yaşamak zorunda olduğun hayatı yaşarken de düşünmelisin.

 

 

           Fark edebilirsin istesen, beyninin özgür kalmasına izin verirsen, bu ülkede daha kaç bomba patlamalı demeye gerek kalmadan görebilirsin neleri değiştirmek zorunda olduğumuzu. Sadece orada bulunmanın hata olduğu bir ülkede ölüyor insanlar canlı bombalarla birlikte. Anavatanımın kalbinde, ağıtlar dile geliyor dilleri lal olmuş memleketime. O bize hediye edilen aydınlık günlerde bile göremez olduk, duyamaz olduk, anlayamaz olduk nelerin bizi tükettiğine…

 

         Ne oldu da bu kadar ama oldu gözlerimiz? Ne kadar unutur olduk her saldırıda kaybettiğimiz kardeşlerimizi? Ne farkımız var kıyıya cansız bedeni vuran çocukları uzaktan izleyen Avrupa ülkelerinden? Biz kendi ülkemizde olup bitenleri her defasında görmezden gelirken; ne farkımız var Afrika’da ölmek üzereyken bir çocuğun fotoğrafını çeken bir kalpsizden?

 

         Yavaş yavaş alıştırıyorlar bizi ölümlere, teröre, kara günlere. Yavaş yavaş unutuyoruz kim olduğumuzu, ne olduğumuzu… Düşünmeyi bırakıyoruz, sorgulamayı bırakıyoruz, matem tutmayı bile unutuyoruz kendi canlarımız için. Yine inadına inadına izleniyor survivorlar.

 

         Uyutuluyoruz magazin tadında ana haber bültenleri ile. Yok zencefilin faydası, yok hızlı kilo verdiren diyetin sakıncaları… Gündüz desen evlilik programları, gençlik yarışmaları; rağbet kalmadı artık düşündüren, toplumsal mesaj veren Türk filmlerine. Her şey özenti, her şey Avrupai. Bir tişört bile ararken vakit kaybediyorum artık kendi ülkemde… Yok Eiffel kulesi, yok Paris, yok London resmi.. Unutturdular dünyanın en güzel tarih miraslarının avuçlarımızda olduğunu. Efsaneleşmiş galata kulesini, onun tek aşkı kız kulesini, unutturdular İstanbul’u ve asil bir Türk olduğumuzu…

 

        Bugün üç milyon dediğimiz Suriye halkı da çoğalıp zamanla ben de şu toprakları istiyorum derse yıllar sonra; kollarımızı açtığımız, bağrımıza bastığımız, her türlü olanakları sağladığımız bu canlar da yarın silah tutarsa alnımıza… Çok iyi düşünmeliyiz, çok iyi tartmalıyız karar verirken, adım atarken. Ülkemiz için neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışırken, kendimizi dün eli kalem tutan, bugün ise şehitlik mertebesine henüz yeni erişen kardeşlerimizin yerine koyarak çok çok iyi düşünmeliyiz BİR KEZ DAHA…

Görüntülenme Sayısı: 26210

NAZLI ÖZGÜVEN Yazarın Diğer Yazıları