Kuşadası Bugün
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
En Yüksek : 20°C
En Düşük : 12°C
Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

 

 

            İkindi zamanı hava biraz serinlemiştir. Kahverengi ineği biraz huysuzdur. İkide bir Halit Ağa’nın elinden kurtulmak ister. Yol kenarındaki meyve ağaçlarına uzanır, ağacın dalını yemeye uğraşır.

            Halit Ağa ineğin ipinden asılsa da bazen kuvveti yetmez, birkaç adım atarak zor zapt eder kahverengi ineği.

            -Abe görmez misin sarı ineği ne ka uslidır, haçan sen saldırırsın zarara.

            İneklerin iplerini birbirine bağlayıp ipin orta yerinden tutup öyle yola devam ederler. Güneş dağın arkasından batarken, hava biraz daha serin olur, bir müddet sonra da yavaş yavaş karanlık çöker.

            Yol boyu durmadan giderler. Birden iki tane köpek ineklere, Halit Ağa’ya saldırır. Halit Ağa elindeki değnekle köpeğin birine vurur.

            -Hoooşt bre meretler, nereden çıktınız gece vakti!

            Yerden bir taş alıp köpeklere fırlatır, köpeğin birine isabet eden taş köpeklerin kaçmasını sağlar. Halit Ağa, köpeklerin çıkabileceğini hiç düşünmemiştir. Kendi kendine, ısırsaydı beni, nice olacakidi benim halim, o ka yoli nasıl gidecekidım, der.

            Köpeklerden kurtulmuş yola devam ederler. O gece ikinci geceleri olacaktır yolculuklarının . Yol kenarındaki tarlalarda insanlar, tütün tarlalarında fenerlerle tütün toplamaktadır. Bir taraftan insanları yakınında gören Halit Ağa daha huzurlu yoluna devam eder.

            Sabaha karşı Ortaklar beldesine gelirler, burada tren yolu beldeye doğru aykırı sapar. Halit Ağa bu defa Aydın-İzmir karayoluna girer, kara yoluyla Ortaklar’ı geçtikten sonra  epey ilerde kara yolu ile birleşen tren yoluna iner, tren yolunu takip etmeye başlar.

            Oraları dağlık kayalıktır. Uzun zaman tren yolu raylarını takip ederek yürürler, arada tren gelip gelmediğine bakar Halit Ağa. O saatlerde belki de tren gelmediği için yola devam ederler.

            Tren yolunun bazı yerleri kayalık, dardır. Tren yolundan inekler daha çabuk ilerlerler. Zaten Çamlık’a az bir yoları kalmıştır. Oraya ulaştıktan sonra Kuşadası’na pek bir şey kalmaz. İniş aşağı çabucak gideceklerdir Kuşadası’na. Tren yolu kayalıkları aşıp Çamlık’a doğru düz yola ulaşmaktadır. Artık yine yol kenarlarında bahçeler, ineklerin yiyebileceği kuru otlar çoğalmıştır.

            Sabah şafak söküp ortalık aydınlanırken Çamlık’a gelirler. Çamlık’ta tren istasyonu kenarında bulunan kahveyi görür, inekleri kahvenin yanındaki ağaca bağlar, kahveye girer.  Kahvede bir iki kişi oturmaktadır.

            -Selâmün aleyküm ağalar!

            -Aleykümselam!

            -Abe yapasın bana bir çaycağaz, yiyeyim burada bir lokma ekmecik. Haçan yolda akşam beri bir şey yememişidım, diye seslenir kahveciye Halit Ağa. Kahvedekiler:

            -Nereden geliyorsun?

            -Abe gelirim Aydin pazarindan, aldım oradan iki inecik, onlari götürürüm Kuşadasi’na.

            -Ne zamandan beri yoldasın?

            -Haçan oldi iki gece yolda.

            Halit Ağa köylülerin verdiği ekmeği çıkarır, çayı da gelmiştir, bir güzel karnını doyurur. Kahvedekilere, hadi kalasınız salicakile, çak kalkalım, çak gidelim, daha varidır epey yolumuz, der ve kahveden ayrılır.

            Kendisi karnını doyurmuştur, şimdi de inekleri yol kenarlarında bulduğu iyi bir yerde otlatırım diye düşünür. Bağlı olduğu yerden inekleri çözer, yola koyulur. Yol üzerinde kıraç yerlerde kuru otlar boldur. İnekleri oralarda bir iki saat otlatır. Abe doyudinız karincıklarinizı ben de yemişim ekmeciğimi hade şimdi edelim yolumuza devam.

            Yolu devam ederek Yeniköy’e gelirler. Orada köylünün biri sorar:

            -Satılık mı bu inekler?

            -Satmam onlari te ben almişim onları Aydin’dan, götürürüm Kuşadasi’na.

            -Kaça aldın bunları?

            -İkisini aldım 120’ye, param oka idi.

            -İyi almışsın, inekler fena değil, ikisi de tam süt ineği.

            -Ondan verdım onlara oka parayi, deyip Halit Ağa yoluna devam eder.

            Bir müddet sonra, çamlığın içersinde kayalardan çıkan buz gibi bir kalaycı çeşmesinin başına gelir, kendisi de susamıştır, inekler de. Hepsi o buz gibi kaya suyundan içerler. Artık karınları da toktur. Durmadan yola koyulurlar. Çeşmeden sonra görünen tepeyi de aştıklarında tepeden Kuşadası görünür.

            Halit Ağa, ineklere “Görür müsinız memleketi deniz kenarında Kuşadasi’ni  te orada, ben size çok güzel bakacam. Siz de bana çok süt veresınız. Sizden isterim birer buza, size ekecem arpa yemi samani yiyesınız. Öylece veresınız çokca süt.” diye seslenir.

            Halit Ağa böyle geçirir aklından. Hava sıcak da olsa artık durmak istemez. Yola devam eder. Patika yolların kestirmesinden giderek bir an önce evine ulaşmak ister.

            İneklerin yerleri damda hazırdır. Diğer ineklerle beraber onlar da orada beslenecek, sağılacak. Andız kulesinden aşağı dere içinden aşağı inerler. Adalızade mezarlığının dibindeki yolu takip ederek İkioluklu mahallesi kahvelerinin önünden geçerek evlerine varırlar.

            Evlerine varınca Halit Ağa’yı karısı Saliha karşılar.

            -Hoşgelmişin bre ağam.

            -Hoşbulduk Saliha… Bu arada küçük oğlu Sülman da gelir.

            -Hoşgelmişsin  baba, güzel imiş bu inekler.

            -Onlara verdım tam 120 liracık, olacak tabi güzel. Hadi bağlayalım onlari dama, ineklerin yanına…Beraberce Sülman’la inekleri bağlayıp eve dönerler.

            -Ne yaptınız bu zamana ka, inekleri sağdınız, sütüni sattınız mi?

            -O işi Sülman yaptı, der ana Saliha.

            -Verdiniz mi o çıkmaz sokak içerisınde küçük çocuğa sütüni?..Sülman:

            -Hepsini verdim maksımların, mahallelerde sattım diğer sütleri.

            -Abe sen ne yaptın Saliha?

            -Ben sağdım inekleri, yaptım çocukların yemeciklerini, doyurdum onlari. Birazıcıkta dokudum kilim. Senin karnın aç mıdır?

            -E artık öğle oldi. Var ise birazcık bişeycikler koy yiyelım.

            -Dün yapmışidım soğan böreciği var sana da kaldi birazıcık.

            -Siz yemez misınız, hayde hep beraberce yiyelım.

            Sofrayı hazırlar Saliha, oğlu Sülman babası Halit Ağa’nın eve geldiğine sevinir. Yolda gördüklerini sofrada anlatmaya başlar. Bir taraftan da yemeklerini yerler.

Görüntülenme Sayısı: 252

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları