Kuşadası Bugün
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
En Yüksek : 20°C
En Düşük : 12°C
Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

 

 

            Halit Ağa’yı Rumeli’de Kumpirci Halit Ağa diye bilirler.

            Halit Ağa’lar mübadele’de Kuşadası’na gelirler. Dört kızı, iki oğlu vardır. Halit Ağa’nın kızlarının üçü Rumeli’de evlenmiş, büyük oğlu Osman da 17 yaşında iken evlenip mübadil olarak Kuşadası’na gelmiştir.

            Halit Ağa’lar, bekâr kızı Fikriye ve babasının adını koyduğu küçük oğlu Süleyman’la beraber bütün aile göç ederler. Halit Ağa ve ailesine Kuşadası’nda Rumlardan kalan bir ev ile bir zeytinli tarla, bir de zeytinlik verilir. Küçük oğlu Süleyman daha on yaşındadır; annesi, babası ile oturmaktadır.

            Halit Ağa, geldiklerinden bir iki hafta sonra Mahmut Esat Bozkurt okulunda hademelik yapar. Bir taraftan da boş zamanlarında tarla işleriyle uğraşır. Kısa bir süre sonra Halit Ağa okul hademeliğini bırakır, bir iki inek alır, onları otlatır.

            Büyük oğlu Osman evli olarak geldikleri eşi Şerife’den 15 Temmuz 1926 tarihinde ayrılır. Küçük kızı Fikriye de yine Rumeli muhacirlerinden Ferit ile evlenir. Kendilerine devlet tarafından verilen evde hep birlikte yaşarlarken oğlu Osman Kuşadası Devlet Hastanesine odacı olarak girer.

            Evleri çok küçüktür. Büyük ve güzel evleri zaten Kuşadalılar mübadelede giden Yunanlılardan zapt etmiş, onlardan arta kalanları devlet yeni gelenlere vermiştir.

            Evleri bir oda ev altı, yanında tabanı toprak bir yer, üst katta da büyük bir oda, bir de küçük odaları vardır. O odada iki oğlu kalmaktadır. Anne, baba alttaki odada yaşarlar.

            Yaz aylarında mübadelede verilen tarlada bulunan bir oda, bir mutfak bir de hayvan damı olan yere göçüp orada otururlar. Tarlanın bir bölümünde bağ, mandal kenarlarında badem, nar, incir ağaçları vardır. Arazinin geri kalan kısmına da ekin ekerler.

            Halit Ağa, biriktirdiği bir miktar parası ile inek almak ister. Aydın’da hayvan pazarında inek fiyatlarının ucuz olduğunu öğrenir. Kuşadası’ndan yaya olarak yola çıkar. Üç saat sonra Selçuk’a gelir. Oradan da trenle Aydın’a gider.

            Yola çıkmadan bir gün önce karısı Saliha’ya tembih eder. “Saliha, damdaki inekleri yarın ben gittikten sonra Sülman otlatmak için Yanıklığa götürsün. Sütüni de sağasınız, benim süt verdiğim evleri bilirsiniz, Sülman o evlere sütleri götürsin, onların bazılarının çocuklarını sütsüz bırakmayalım.” Akşamdan torbasını hazırlar. Su matarasını, bir somun ekmeğini torbasına koyar. Sabah erkenden yola çıkar.

            Aydın’da trenden iner inmez orada bir genç adama sorar.

            -Abe evlat bilir misin burada inek pazarı nerededir?

            -Dayı bu yola devam et, dere kenarını takip et, doğru aşağıya doğru git, hayvan pazarı önüne çıkacak.

            Halit Ağa tarif edildiği gibi dere kenarını takip ederek hayvan pazarına ulaşır. Şöyle bir dolaştıktan sonra gözüne kestirdiği biri sarı diğeri de kahverengi olan inekleri gözüne kestirir. Adama sorar:

            -Abe evlat kaça dersin bu iki ineciği?

            -Sarı ineğe 80, diğer kahverengine 75, ikisine 155 lira.

            -Abe çok dersin be yahu. Etmez onlar o ka.

            -Peki sen ne verirsin?

            -Ben veririm 120 lira.

            - Çok ucuz olmaz o fiyata.

            -Be ağam benim başka param yok, verir isen alayım 120’ye.

            - Sen 125 lira ver al götür hayrını gör.

            -İllaki istersin daha çok, benim param bu ka derim verirsen alacam ikisini da.

            -Peki, al bakalım.

            Halit Ağa 120 lirayı adama verir, iki ineğin yularına yapışır. Doğru geldiği yerden dereyi takip ederek tren istasyonuna ulaşır. Artık bundan sonrası kolay diye düşünür. Tren istasyonundan, demir yolu kenarından ineklerle beraber o yaz sıcağında yola koyulur. Zaten gelirken Selçuk’tan torbasına bir somun ekmek almış onunla yola çıkmıştı Halit Ağa.

            Hava da o kadar sıcak ki. İnekler de pazarda bekleye bekleye karınları acıkmış, gördükleri kuru otlara saldırıyor, bir an evvel açlıklarını gidermeye çalışıyor. Aç olan inekler bazen huysuzluk yapıp, Halit Ağa yularına asılsa da onlar Halit Ağa’yı sürüklüyor, yol kenarındaki tarlalara zarara girmek istiyorlar. Halit Ağa, dur bre sarı inecik, bilirim sen de açsın ama bir yerde durup hem siz hem de ben karınlarımızı doyuralım, der.

            İnekler sıcak bir yandan, açlık bir yandan Halit Ağa’yı yorarlar. Git gide bir söğüt ağacına gelirler. Halit Ağa inekleri ağacın bir dalına bağlayıp, çıkınını açar, kuru ekmeği ile karnını doyurur. Ağacın altı onlara çok iyi gelmiştir. Halit Ağa’nın karnı doyduktan sonra uykusu gelir ama inekleri düşünerek uyumaz. Sabah çok erken kalkıp Selçuk’a gelen Halit Ağa uykusuzdur. Dayanır uykusuzluğa. Şöyle bir ineklere bakar, inekleri uygun fiyata aldığını düşünür. Sarı inek her gün 7-8 kilo süt verir, kahverengi de ondan az eksik.

            Biraz dinlendikten sonra yola devam ederler. Yol kenarlarında kuru otlar vardır. İnekler otlamak için Halit Ağa iplerinden tutsa bile asılıp kurtulmaya çalışırlar. İnekler bütün gün aç pazarda satılmayı beklerken çok acıkmışlardır. Halit Ağa, dur bre sarı inecik, eziyet etmeyesin, sana damda ben çok iyi bakacam, bak görürmüsün kahverengi ineciği, ne ka masum, der.

            Halit Ağa bir müddet daha inekleri otlata otlata gittikten sonra yine bir ağaç gölgesine gelirler. İnekleri yine ağacın dalına bağlamış, kendisi de biraz kestireyim, deyip uykuya dalar.

            Bir iki saat kadar uyuduktan sonra uyanır. Kendi kendine “Abe uykusuzluk hiçbir şeye benzemez, iyi oldu birazıcık uyudum. Bundan sonra da artık gece serinliğinde yola devam ederim, der.

            Zaten akşamüzeri olmaktadır. İneklerin de karınları doymuş sayılır.

Görüntülenme Sayısı: 296

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları