Kuşadası Bugün
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
En Yüksek : 20°C
En Düşük : 12°C
Kuşadası Haberleri

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı

 

            Osman, inşaatlarda çalışıyor, bir taraftan da zeytin yetiştiriyor, aşı yaptırıyor, aşı bağlarını çözmek için şehirden Boyalık’a aşı çözmeye gidiyordu. Bütün emeli oğlu Süleyman’a bir gelecek hazırlamak…Kuşadası’nda o zamanlar kale kapısının altında eski belediye binasının olduğu yerde bir sinema vardı. Kuşadası’nda başka eğlence yeri yoktu. Sessiz filmler oynatılır, Kuşadası halkı oraya giderdi. Fuat Akdoğan’ın oğlu Naci Akdoğan sinema yapmaya karar vermiş, çarşının içerisinde bulunan arsalarına sinema yapmaya başlamış, inşaatı da Osman Usta yapıyor. Sinema duvarları yüksek ve geniş çatısı var. Yapmak bir hayli zor. Zor olsa da Osman Usta binayı tamamlar.

 

            Bir müddet sonra, aynı yerde yağhane vardır, yağhanenin yanına da çırçır fabrikası yapmak isterler. İşi yine Osman yapar. Bu yer şimdi Akdoğan Pasajıdır. Osman Ustanın yaptığı fabrika binasının çatısını pasaj yapmak için Ultavlar-Halit Ultav söker. Halit Ultav çatıyı sökerken hayretler içinde kalır. Çatı üç ağacın birbirine eklenerek altında hiç direk olmaksızın yapılmış ve üzerine kiremit döşenmiş. Halit Ultav çatının kimin tarafından yapıldığını sorar. Mimar Osman yanıtını alırlar. Mimar ustayı bulur ve ellerinden öper, tebrik eder.

 

            Osman’ ın öksüz kalan kızı Feriha’yı Davutlar’dan birisi ister. Feriha’nın evlenme çağı geldiğinden evlendirilir. Feriha mutludur. O zaman Davutlar’a vasıta pek çalışmaz. Ulaşım zorluğu vardır. Cuma günleri Davutlar’dan Kuşadası’na dört tekerlekli öküz arabasıyla arabacı Ali Dayı götürüyor, o arabayla Feriha’yı ziyarete gider gelirler.

 

            Osman’ın babası Halit Ağa rahatsızlanır. Hastalıktan kurtulamaz. 11.05.1947 tarihinde vefat eder. Bu üzüntüyü yaşarken Osman’ın 15.06.1947 günü bir kız evladı daha dünyaya gelir. Böylece evlendirdiği Feriha’dan sonra son eşinden de iki kız, bir oğlan sahibi olur.

 

            Feriha, Davutlar’ da bir kız çocuk dünyaya getirir. Bu arada erkek kardeşi Süleyman’ı da Davutlar’a götürür, onu çok sever. Evinin yanında Şam işi tatlısı satan komşusu vardır. Ondan her gün Süleyman’a Şam işi alır. Tatlıcı her gün şefteyi Süleyman’dan alır. Feriha’nın kocası hayvancılıkla uğraşır. Süt, yoğurt, peynir bol miktarda bulunur. Feriha’nın mutlu bir evliliği vardır. Yıllar böyle geçerken Feriha bir çocuk daha dünyaya getirir. Fakat doğumda safra kesesi patlar, babası Osman’a haber verirler. Osman bir taksi tutup Davutlar’a gider. Feriha hastadır. İzmir Devlet Hastanesinden ambulans çağrılmıştır. Hasta git gide kendini kaybeder. Ambulans gelmeden Feriha hayatını kaybeder. Feriha çok gençtir. Herkes çok üzülür. Baba Osman kızını defneder ve Kuşadası’na dönerler. Daha sonra Feriha’nın iki kızı ölür. Bir müddet sonra da doğururken vefat ettiği küçük kız da ölür. Osman’ın ikinci eşinden kimse kalmaz.

 

            Osman, Kuşadası’nda inşaat işinde kendisini kabul ettirmiş, hiç boş kalmayıp devamlı iş bulmuş, hatta işsiz arkadaşlarına de iş vermiştir. Beraber çalışırlar. O zaman yapı işleri çamurla taş duvar, kerpiç, tuğla ile yapılır. Parası az olanın yapılacak işleri çamurla olur. Herkes tuğla alamaz. Osman, Kuşadası’nda muhtelif işler yapmış, insanların maddi durumlarına göre yaptıracakları işleri nasıl daha ucuz ve sağlam olacağı konusunda fikir vererek onlara yardımcı olmuştur. Yapılacak işi ucuza alsa bile her gün bir saat fazla çalışır yine gündeliğimi çıkarırım düşüncesi ile iş yapmış. Arada resmi işler de yapıyor, halk arasında takdir görüyor.

 

            Osman, bir taraftan da tarla işleriyle uğraşır, yeni aldığı tarlada çam ağaçları, fundalıklar vardır. Bunların çam olanını Naci Akdoğan’a satar. Naci Akdoğan kutu yapmaktadır. Bu çam ağaçlarını tarladan kestirip develerle atölyesine taşıtır. Osman sattığı çam ağaçları parasıyla fundalık olan yerleri Konya Bozkır’dan gelen çapacılarla kazdırır, imar eder. Her yıl bir miktar masraf yaparak tarlayı zeytinlik haline sokar. İnşaat işi olduğu zaman, inşaatta boş zamanlarında zeytinliğe gider. Delice zeytin fidanlarına aşı yapar. Sürü sahiplerinden koyun gübresi alır, onları develerle taşıtır, ağaçların diplerine koyar.

 

            1951 yılında Kuşadası, Selçuk ve Burgaz (Gökçealan) köyüne tarım kredi binaları yapılmak üzere ihaleleri müteahhit Turgutlulu Mustafa Güçlü alır. Ustaları çağırır. Osman Usta, Reşat Sözer, Sucu Mehmet olmak üzere amele olarak Kuşadası gençlerinden çalışanlarla inşaatı tamamlamak üzere iken, müteahhit Osman Usta’ya Burgaz köyünde yapılacak kooperatif binasını teklif eder. Burasını sana işçilik vereyim sen yap, der. Pazarlık ederler, anlaşırlar. Osman Usta Kuşadası’nda boş olan ustaları, Tahir Gedik, Mustafa Çekirdekçi, İstanköylü Süleyman, İrfan Ustanın oğlunu da yanına alarak köye götürür. İnşaat yerinde müteahhit tarafından yapılmış bir baraka vardır. O barakanın üzerine yataklarını serip akşamları sıralanıp yatarlar.

 

            Burgaz köyü halkının tamamı siyasidir. Demokrat Partilidir. Muhtarı Halil Eroğlu da Demokrat Partilidir. Zaten ondan dolayıdır ki köye muhtarın uğraşılarından sonra kooperatif binası yapılacaktır. Kuşadası Demokrat Parti teşkilatı kooperatifin temel atma töreni merasimi düzenlemişlerdir. Törene Kuşadası Kaymakamı, Belediye Başkanı, Doktor Hulusi Buyral , Kuşadası Demokrat Parti İlçe Başkanı, muhtar ve Kuşadası ile köy halkının tümü katılmış, kurbanlar kesilmiş, nutuklarla temel atılmıştır.

 

            İnşaat başlayıp devam etmektedir. Kuşadası’nda oturan inşaatta çalışan ustalar Perşembe akşamından Kuşadası’na yürüyerek giderler. Cuma günü evin masrafını görüp tekrar köye yürüyerek giderler. Osman Usta oğlu Süleyman’ın ilkokulu bitirmesinden sonra ilkokul öğretmenine sorar, Süleyman’ın okulda başarısı nedir, okuyabilir mi, der. Öğretmen, sen oğlunu yanına alıp ona sanat öğretsen daha iyi yaparsın, o okuyamaz, der ve oğlunu da köye götürerek beraber çalışmaya başlarlar. Baba oğul ayrı bir ev altı bodrum bulurlar. Yataklarını oraya sererler. Ne var ki orası daha önce eşek damı imiş birkaç gün içinde kendilerini pire sarar, hafta sonuna kadar pirelerin içersinde gecelerini geçirirler. Hafta sonu Kuşadası’na geldiklerinde baba Osman DDT pire ilacı alır, yataklarına ilacı sürer, pirelerden kurtulurlar.

 

            Süleyman 12 yaşındadır. Duvar yapmayı öğrenmeye çalışır. Ne var ki duvar taşları o kadar sert ki kırılmıyor. Çekiç kırılıyor, taş kırılmıyor. Böylece işe devam ederken köyden inşaatta çalışan işçiler ücretlerinin az olduğunu bahane ederek işi bırakırlar. Osman Usta yakın olan Kirazlı köyü halkından bir kişi bulabilir. Soyadı Tuna olan bir kişi gelir, onunla beraber küçük Süleyman harç taşımaya çalışırlar. Süleyman Tuna’dan daha çok tenekeye harç koyup çalışır. Daha sonra Burgaz köylüler tek tek işbaşına gelirler. Aynı ücretle çalışmaya başlarlar.

 

            Köy halkı akşamları kahvede siyasetten başka bir şey konuşmazlar. Hepsi Demokrat Partilidir. Köyde bir Koca Kemal, bir de Bakkal Arnavut Şevket ve Osman Usta CHP’lidir. Kahvede tüm köylü Demokrat Partili olsa da Osman Usta örnek hikâyeler anlatıp işi siyasete taşır. Zaman zaman tartışmalar da olur fakat her şey yine Osman ustanın anlattığı hikâyelerle tatlıya bağlanır. Köy halkı çok tutucudur. Köyde üzüm, incir, ceviz, badem hasadı yapılır. Herkes kendi mallarını över. Satışlardan konuşulur. Bu muhabbetleri Osman Usta her akşam dinler ama bir kişi çıkıp Osman Usta işte sana tarlamızın mahsulünden getirdik diyen olmaz. Osman Usta bunlara bir oyun oynar, der ki 2 gün sonra köye tanıdığım bir tüccar gelecek, malını satmak isteyen herkesten satın alacak. Herkes üzüm, badem, ceviz, yemişlerden numune olarak getirsin, der. Ertesi gün herkes hepsinden birer kilo kadar getirir. Günlerden sonra köylü tüccarı sorar. Osman, tüccar filan olmadığını “Sizler bütün akşam incir, üzüm lafından başka konuşmuyorsunuz, hiç biriniz usta al bu da bizim tarladan deyip getirdiniz mi?” der. Köylüleri böylece utandırır.

Görüntülenme Sayısı: 217

HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı Yazarın Diğer Yazıları