Kuşadası Bugün
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
En Yüksek : 20°C
En Düşük : 12°C
Kuşadası Haberleri

FATİH DÖNMEZ - Tiyatrocu/Aktör

                           

“Türkçe ile felsefe yapamazsınız, bilim yapamazsınız; yetersiz bir dildir” diyor bin yüz elli küsur odalı kaçak sarayından çıkıp. Kaçak saray için “Bin yüz elli küsur tane odası var” diyen de yine kendisi. Küsurat veriyor ki,gerçekçi olsun.

 

 Felsefenin tanımını Türk Dil Kurumu’nun sitesinden kopyalıyorum:

 

“1. Gerçeğin (realitenin) tümünü, özdek ve yaşam ile ilgili türlü belirtileri neden, ilke ve erekler bakımından inceleme amacı taşıyan düşünce etkinliği. 2. Bilgi, kavram, inanç ve kuramların çözümlenmesi ve eleştirilmesinde açıklık arayan düşünme yöntemi. 3. Bir kimsenin kişisel davranış ve düşüncelerine kılavuzluk yapmaya yarayan toplu ve tutarlı görüş. 4. Genel olarak mantık, ahlak, estetik, fizikötesi ve bilgi kuramı gibi dallardan oluşan geniş bilim alanı. 5- Liselerimizde okutulan ve felsefe düşünüşünün niteliği, felsefe sorunları, bilginin gelişmesi, ahlak sorunları, sanat ile felsefe arasındaki ilişkiler gibi konuları kapsayan ders.”

 Buradaki tanımlara bakınca yukarıdaki beyanata hak vermemek mümkün mü? Felsefenin bir yaşamı anlamaya çalışma klavuzu olduğunu varsayarsak,olan bitenin ardındakini sorgulama işi olduğunu  düşünürsek... Felsefenin bir kişinin inanç ve düşüncelerine klavuzluk yapmaya yarayan toplu ve tutarlı görüş olduğunu varsayarsak,şu hareketleri hangi felsefe ile açıklayabiliriz ki?

 

Eğer kelimeleri, terimleri, bilgiyi iktidarın yaptığı gibi çarpıtarak, anlamlarını değiştirerek, hedef saptırarak,algı yönetimi yaparak, psikolojik harekat ile dayatarak felsefe yapacaksak,kısaca  “bel altından vuracaksak”... O zaman şu sorular geliyor insanın aklına ister istemez.

Mesela sokakta polisler tarafından zehirli gazla,kafası parçalanarak,ezilerek,dövülerek komaya giren gençleri terörist ilan etmeyi, 16 küsur kilo ölen 14 küsur yaşındaki bir çocuğun ana babasını meydanlarda yuhalatmayı nasıl,hangi felsefe ile açıklayabiliriz ki? Sokakta dövülerek öldürülen bir gencin duruşmasının yapıldığı gün ortaya çıkıp “benim esnafım gerektiğinde polistir,savcıdır, hakimdir” demeyi nasıl açıklayacaksınız? Evet haklı,Türkçe bunları açıklamada yetersiz kalıyor.

 

Mesela halka ait olan kaynaklardan elde edilen iki yüz kırk  küsur milyar  liralık soygun,talan,rüşvet, yolsuzluk,haksız zenginlik,peşkeş çekme?Mesela bunların üzerindeki soruşturmaların engellenmesi? Bütün bu olan bitenden sonra rüşvetin,hırsızlık ganimetinin yine halkın cebinden çıkan vergilerle,küsuratına kadar   faiziyle hırsızlara geri ödenmesi?  Bu soruşturmalar üzerinde yayın yasağı konması, halkın bilgiye ulaşmasının engellenmesi? Felsefe eski Yunanca’da “bilgi-sevgisi” anlamına gelen iki kelimenin bileşimiyle ortaya çıkan bir terimdir.Bilgiye ulaşamayınca,Türkçe bu olan biteni açıklamada yetersiz kalıyor,haklı.

   

İçinde yaşadığı ormanlarda bir milyon altı yüz küsur bin ağaç, iktidar tarafından hunharca katledildiği için boğazı yüzerek geçen yaban domuzlarını hangi felsefeyle açıklayacaksınız?

  

Dünyada en çok vergi veren ülkenin insanlarının bu kadar fakir olmasını,her hizmetin en kötüsünü almasını, kendi vergileriyle yapılmış olan yolda gitmek için,köprüden geçmek için ekstradan  her seferinde dört küsur lira ödemek zorunda olmasını, internette yüz bin küsur yasaklı site olmasını hangi felsefeyle açıklayacaksınız?

 

“Hepimiz açlığını iki hurma ile geçiştiren bir peygamberin ümmetiyiz” diyen bir kişinin bin yüz küsur odalı,ruhsatsız,kaçak bir sarayda yaşamasını nasıl açıklayacaksınız ki? Türkçe bunu açıklamada yetersiz kalıyor. Ama biz bu tip felsefeden uzak duralım.Zaten gördüğümüz gibi hiç bir şeyi açıklamada bize yardımcı olmuyor,ülkemizi anlamakta;iktidara  icraatında hangi “toplu ve tutarlı görüş ve inançların klavuzluk ettiğini”  anlamakta yetersiz kalıyor bu dil,bu felsefe.

   

Sorgulamak,görünenin ardındakini ortaya çıkarmaya çalışmak,bize dayatılana karşı direnmek; felsefenin  temel taşıdır.Felsefenin gerekliliği burada ortaya çıkıyor, insan mirasına katkısı burada kendini belli ediyor. Madem Türkçe yetersiz kalıyor,İngilizce felsefe yapan William Shakespeare,Hamlet’te soruyor:

 

“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
   Düşüncemizin katlanması mı güzel 
   Zalim kaderin yumruklarına, oklarına 
   Yoksa diretip bela denizlerine karşı 
   Dur, yeter demesi mi?

  

Karşılık,sekiz yüz doksan küsur lira asgari ücretle  çalışan işçiden, o yetersiz Türkçemizle geliyor:

 

 “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın usta,ver  de bir malbora tüttürek”

 

 “Türkçe ile felsefe yapamazsınız,bilim yapamazsınız; yetersiz bir dildir” diyor  bin yüz elli küsur odalı kaçak sarayından çıkıp. Mesele küsuratsa eğer... Yunanca felsefe yapan,sade yaşam tarzıyla  tanınan Diyojen,bir şarap fıçısının içinden, iki bin üç yüz  “küsur”  sene öncesinden haykırıyor:

 

 “Gölge etme,başka ihsan istemem!”

  

  

 

  

 

Görüntülenme Sayısı: 1759

FATİH DÖNMEZ - Tiyatrocu/Aktör Yazarın Diğer Yazıları