Kuşadası Haberleri

NAZLI ÖZGÜVEN

 

                       

 

 

 

          Hey, görebiliyor musun beni?

 

          Evet beni… Bakabilir misin bana güzel kız, biraz daha? Yok, yok, yok yalvarırım gitme, duy sesimi… Lütfen gitme, sesime kulak ver ne olur. Ben öleceğim güzel kız, kesecekler beni biliyor musun?

 

          Ne kadar güzel olduğumun hiçbir önemi yok artık. Zeytinlerimin lezzeti, yapraklarımın parlaklığı, senin sağlığın için iki yıl canla başla verebileceğim zeytinyağımın da hiçbir önemi yok. Benim yok belki, ben sadece bir zeytin ağacıyım. Ama senin için hiçbir önemi yok mu tüm bunların? Ailenin sağlığı veya çocuklarının geleceği için hiçbir önemi yok mu? Ne yapmalıyım, daha nasıl ikna etmeliyim seni söyle yalvarırım?

 

          Ne kadar çok yalvarmam gerekiyorsa söyle ne olur. Gölgemde dinlen, bana biraz kulak ver yeter ki duy sesimi güzel kız; çünkü artık sıra bana geldi.

 

          İstemedim bu demir yığınlarını köklerimin üzerinde, istemedim güneşimi sonsuza dek öldüren bu betonları etrafımda. Sesim çıkmıyor, kimse duymuyor artık beni. Neden insanlar bu kadar çok değişti? Neden eskisi gibi bakmıyorlar bize artık, nerede yanlış yaptık, nerede hatamız oldu söyle ne olur… Eskiden bakarlardı, dokunurlardı, konuşurlardı, üzerimizde ne varsa börtü böcek çabalayıp temizler ve korurlardı bizi sürekli. Dallarımıza bile uzanırken bir başka hassas davranırlardı. Ne oldu bütün bu insanlara anlat bana…  Ne oldu gökyüzüne, ben yanlış mı hesaplıyorum yoksa? Şubat ayında bu güneşin işi ne? Yoksa bu yanımdaki inşaat bittiğinde bir daha bu kadar güneş alamayacağım için mi erken geldi bahar? Belki de sadece güneş duyuyordur sesimi? Bu kadar sıcak olmazdı yazlar eskiden, kışlar bu kadar kurak geçmezdi. Ne oldu, ne değişti? Yoksa o az güneş alacağım günleri bile göremeyecek miyim artık? Konuş benimle ne olur… Yalvarırım…

 

          Bak arkamdaki tepelere bak, bak sol yanımdaki evlere bak. Teker teker kopardılar diğer ailemi, ben bile nefes alamıyorsam peki sen hala nasıl nefes alabiliyorsun şimdi?

 

          Bağırdım, haykırdım yapmayın dedim, engel olamadım onlara. İnsanlar artık duymuyorlar bizim sesimizi. Sanki o eski günlerin üzerinden artık asırlar geçti. Sanki nefes almaya artık ihtiyaçları yok gibi… Yağmura, oksijene, benim zeytinlerime hiç ihtiyaçları kalmamış gibi. Sanki artık insanoğlu bunları da üretebiliyormuş gibi tüm ailemi söktüler birer birer. Duymadılar çığlıklarımızı… Yoksa üretebiliyorlar mı bunların hepsini?

 

          Duyuyor musun beni güzel kız, artık sıra bana geldi. Evinde, küçücük bir saksıda bana su vermen gerektiğini hatırlayacağın o günü bile beklemeye razıyım artık. Küçücük bir dalım bile yeter beni yaşatmaya. ‘’Barış Dalı’’ diyordunuz ya… Hatırla ne olur. O saksı çiçeklerine acıdığım günleri bile görebilecek kadar umudum yok mu artık? Beni balkonda unuttuğun için sevineceğim tek bir umut dolu günüm de hiç olamayacak mı?

 

         

          Ne için?  Bu katliam söyle ne için güzel kız?

         

          Ne dedin? Duyamadım?

         

          Para mı? O da ne?

         

         Para mı zeytin verecek size sonsuza dek, oksijeni, temiz havayı, sağlıklı meyveleri mi üretecek dallarında? Para mı eskiye döndürecek iklimleri, yazı kışı, baharı? Para mı yeşile bürüyecek yaşadığınız bu dünyayı, bu kadar çok değerli mi? Bu güne kadar geçmişte ailenize verdiklerimizden daha çok ne değerli?

        

          Anlamıyorum güzel kız, anlayamıyorum seni…

        

          Ama şunu unutma, beni kestikten sonra hiçbir önemi olmasa da aslında beni değil parayı sevenler öldürüyorlar kendini.

       

          Ben demek, hayat demek… Ben demek nefes alabilmek demek… Dönüşü yok artık güzel kız. Gelecek yok demek, yeşil yok demek, zeytin yok, üzüm yok, mandalina yok, yağmur yok, oksijen yok demek.

      

         Onlara söyle lütfen öldürmesinler küçük çocukların doğasını, öldürmesinler bu yeryüzünü, diğer tüm canlıları, para uğruna ebediyen yok etmesinler. Lütfen söyle.

     

         Şimdi git artık güzel kız, bak ailen çağırıyor. Bakma bana öyle, anlattığım için beni pişman etme. Üzülme sakın ne olur. Ne biliyorsun belki de bir kalem olurum parmaklarının arasında, belki şöminende yok olur giderim bir ateş parçasında. Bir saksıda dal olsam bile geri gelmeyecek eski günler. Belki bir masa yaparlar benden ya da bir kitabın sayfalarında dokunabilirsin bana. Ama biliyorsun ki, artık hiç zeytin veremeyeceğim. Özür dilerim. Artık gidebilirsin güzel kız. Üzülme benim için; acım nihayet sona erecek. Kalan diğer ailemin de yok oluşunu izlemeyeceğim. İnşaat seslerinin kuşların sesinden daha çok olduğu bir dünyadan gittiğim için bu kadar çok üzülmeyeceğim. Git artık ne olur.

 

         Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.

 

         Evet, artık biliyorsun güzel kız; bunu herkese söyle: Bu dünyada benimle birlikte yok olan sadece ben değilim.

 

 

 

 

Görüntülenme Sayısı: 1143

NAZLI ÖZGÜVEN Yazarın Diğer Yazıları